Concours

Recommander

Vendredi 21 septembre 2007 5 21 /09 /Sep /2007 00:10

1-      Lenin’e en aşağılık türden hakaret, Lenin’in tezlerinin “oportünistliğinin”, hatta “Bernştayncılıkla özdeşliğinin” Troçkist boş ve süslü söz söyleme sanatıyla muhteşem “kanıtlanması”.

2-      Demokratik Devrimle Sosyalist Devrimin tipik Troçkist tarzda karşı karşıya konulması ve bu ikisi arasında Lenin tarafından bilimsel olarak tanımlanmış ilişkinin “burjuva liberalizmi” olarak damgalanması.

3-      Lenin’e daha sonra Stalin için kullanılacak olan argümanların aynılarıyla “diktatörlük”, “despotluk” suçlaması. Özellikle “Lenin’in neden başarısız olmak zorunda olduğunu” kanıtlayan argümanlarla (bkz. aşağıda “…ve tüm Partinin ona karşı entrika çevirdiği sonucuna ulaşır” vb. sözler)  Stalin hakkında çizilecek portrenin argümanlarının kelimesi kelimesine aynı olması okurun dikkatini çekecektir.  Okuyucu rahatlıkla görecektir ki, Troçki yalnızca tek bir plak çalmasını biliyor ve bu şahane “edebi parçayı” zaman ve mekandan bağımsız olarak kimi gözüne kestirirse ona “uyguluyor”.

 

Troçkist boş ve havalı cümle kurma sanatının bu şahane örneğini okuduktan sonra, hala Leninizmlerinden söz edecek Troçkistlerin samimiyeti hakkında hükmü okuyuculara bırakıyoruz.

(not: yazı www.marxists.org sitesinden alınmış,  Stalin Arşivi ve KYBELE Çeviri Birimi tarafından Türkçeleştirilmiştir)

 Leon Troçki

 Politik Görevlerimiz  1904

 IV. Bölüm: Jakobenizm ve Sosyaldemokrasi

 

"Sınıf çıkarlarının bilincinde olan proletaryanın örgütüne sıkı sıkıya bağlanmış Jakoben, kesin olarak sosyal demokrat devrimcidir." (Bir Adım ileri, İki Adım Geri) Bu formül Partimizin Leninist kanadının bütün politik ve teorik kazanımlarını tasdik ediyor, ilk bakışta anlamsız görünen bu formülde, tüzüğün talihsiz I. Paragrafı ve bütün taktik sorunlarıyla ilgili farkların teorik zemini gizlidir. Bunun üzerinde durmalıyız.

 

Lenin tanımında kasten ve ciddi olarak (ve öyle görünmek için değil) sınıf bilinci edinmiş proletaryanın örgütünden söz ettiğinde, bunda öğretinin temellerime ters düşen hiçbir şey yoktur; bu yalnızca bir laf kalabalığıdır. Sınıf çıkarlarının bilincini edinmiş proletaryaya bağlanan birinin bir sosyal demokrat olduğu kendiliğinden açık bir şeydir. Ancak bundan sonra Lenin'in tanımındaki Jakoben yerine liberal, halkçı, Tolstoycu ya da başka ne isteniyorsa konulabilirdi. Jakoben, Tolstoycu ya da herkimse sınıf çıkarlarının bilincinde olan proletaryanın örgütüne katıldığı andan itibaren Jakoben, Tolstoycu, Mennonit vs. olmaktan çıkar ve bir devrimci sosyal demokrat olur. Ancak Lenin eğer bir Sosyal Demokratın bir Sosyal Demokrat olduğundan daha derin bir şeyler söylemek niyetindeyse, onun tanımından şöyle bir sonuç çıkar: politik düşüncesinin genel metodolojisinde ve özelde örgütsel kavramsallaştırmalarında bir Jakoben olmaktan vazgeçmeden, kendini devrimci proletaryaya bağladığı anda, Jakoben bir devrimci Sosyal Demokrat olur.

 

Uluslararası sosyalizmin devrimci ve oportünist kanatları arasındaki mücadelede, bunun Montany ve Jirond arasındaki mücadeleye benzetilmesine sıklıkla başvurulmuştur. Ancak, hiç şüphesiz, bu Jakobenizme devrimci sosyalizmi birbirine eşitlemek değildir. Yüzeysel adlandırmalarla ve benzetmelerle değil de yaşayan kavramlarla düşünen herkes, sosyal demokrasinin reformizme ne kadar uzaksa Jakobenizme de o kadar uzak olduğunu anlayacaktır. Robespierre, Jaures'e olduğu kadar Bebel'e de uzaktır. Biz hangi anlamda Jakoben olabiliriz? İnanç yönünden mi, doktrin yönünden mi, politik mücadele metotlarımız yönünden mi, yoksa iç politikalarımız anlamında mı? Cümlelerimizle mi? Jakobenizm toplumsal-üstü bir 'devrimci' kategori değildir, tarihsel bir üründür. O burjuva toplumunun öz-kurtuluşu sürecindeki devrimci enerjinin doruk noktasıdır. Burjuva toplumu tarafından üretilebilecek radikalizmin en üst noktasıdır, bizzat kendi çelişkilerinin geliştirilmesiyle değil, soyut insan ve yurttaşın hakları için yaptıkları boğuk sesli çağrı yoluyla; pratikte ise, giyotinle. Tarih jakobenlerin iktidarına dur demek zorundaydı, birbirlerine karşı olan bütün ilerici hareketlerin bazı unsurları onları destekliyordu ve Montany'ın başında dikildiği devrimci geleceğin altını oyan da bu oldu. Jakobenler kendi 'Gerçek'lerinin kısa zamanda giderek artan bir şekilde zemin kazanacağına inanmıyorlardı ve inanamazlardı da. Olgular her tarafta, toplumun bütün tabakalarından, entrikacıların, ikiyüzlülerin, aristokratların ve 'ılımlıların' geldiğini gösteriyordu. Dün gerçek yurtsever ve gerçek Jakoben olanlar bugün kararsızlar olarak ortaya çıkıyordu. Devrimci coşkunun yüksek düzeyini 'kuşatma hali' ilan ederek korumak ve ayrım çizgilerini giyotinle çizmek, Jakobenlere kendi politik korunma içgüdüleri tarafından dikte edilen bir taktikti. Jakobenler ütopyacıydılar. Kendilerine 'akıl ve eşitlik temelinde bir cumhuriyet kurmayı' görev biliyorlardı. Akıl ve eşitlik üzerine kurulu eşitlikçi bir cumhuriyet istediler. Özel mülkiyet üzerine kurulu bir eşitlikçi cumhuriyet istediler; bir sınıfın diğeri tarafından sömürülmesi çerçevesinin içinde bir akıl ve erdem cumhuriyeti istiyorlardı. Devasa bir çelişki doğurdular ve giyotinin bıçağını yardıma çağırdılar.

 

Jakobenler katıksız idealistlerdi, evrensel ahlak ilkelerini ilk tanıyan onlar oldu. Fikrin, Gerçek'in mutlak gücüne inanıyorlardı. "Yalnızca iki parti biliyorum" diyordu Maximilien Robespierre 8 Termidor'da, büyük konuşmalarını sonuncularından birinde, "iyilerin partisi ve kötülerinki". Böylece metafizik fikre mutlak iman gerçek insanlara karşı toptan güvensizlik biçimini alıyordu. 'Kuşku' Gerçek'e hizmet etmenin kaçınılmaz yöntemiydi.

 

Tarih Jakobenlerin konumlarını daha fazla koruyabilmelerine son vermek zorunda kalacaktı; ama tarih sona ermiyordu. Tek yol olarak tamamen tükenme noktasına kadar doğanın hareketine karşı acımasızca savaşmak kalıyordu. Herhangi bir duraklama, herhangi bir ara verme, ölüm demekti. Bu çaresi olmayan tarihsel trajedinin izleri Robespierre'in 8 Termidor'da konvansiyonda yapılan ve Jakoben kulübünde tekrarlanan konuşmasına damgasını vurmuştur "içinde bulunduğumuz aşamada, sona gelmeden durmak mahvolmak demektir, ve biz bunun için ne yazık ki çok geç kaldık... Bir an için devrimin gemlerini boşaltın, onların askeri despotizmle derhal saldırıya geçtiğini ve halkın ulusal temsilinin, hizipçi liderler tarafından alaşağı edildiğini göreceksiniz. Yüzyıllık bir iç savaş ve felaket yurdumuzu harap edecektir, ve biz insanların özgürlüğü kurma mücadelesinin tarihinde bir anlık uyuşukluğumuz için perişan olmayı hak ederiz; halkımızı asırlık sürecek bir felakete sürükleriz ve insan soyunun dostları olarak hatırlanmamız gerekirken, halk adımızı lanetle anacaktır".

 

Bu kariyer sosyal demokrasinin kariyerinden, partilerin en iyimserinin kariyerinden ne kadar da farklı! Gelecek onun gerçeğinin destekleyicilerinin genişlemesini garanti etmektedir, o 'Gerçek' ki ani bir ilhamın değil ama bir sınıfın genişleyen sınıf mücadelesinin bir ifadesidir. Devrimci sosyal demokrasi, sadece proletaryanın politik partisinin kaçınılmaz genişlemesine değil, aynı zamanda devrimci sosyalizme ait fikirlerin Partinin içindeki kaçınılmaz olarak galip geleceğine de inanmaktadır, ilk kesinlik burjuva toplumunun gelişiminin işçi sınıfının politik olarak ilerlemesine kendiliğinden yol açması olgusuna dayanmaktadır; ikincisi ise bu sürecin nesnel eğilimlerinin en açık haline devrimci, yani Marksist sosyalizmde ulaşması olgusuna. Nesnel nedenler, taktik görüşler ve politik gerekçelerden oluşan bir bütüne bağlı olarak, partinin biçimsel sınırlarının daha geniş ya da daha dar, 'daha yumuşak' ya da 'daha sert' tanımlayabiliriz. Ancak ne olursa olsun, bizim Partimizin her zaman merkezden dışarıya doğru sayıca artarken bilinç düzeyi azalan bir dizi eşmerkezli çevrelerden oluşacağı açıktır. En bilinçli dolayısıyla da en devrimci unsurlar Partimizde her zaman bir 'azınlık' olacaktır. Ve bu da ancak bizim, emekçi sınıfının sosyal devrim olan kaderine ve proletaryanın tarihsel hareketini en iyi karşılayan devrimci düşüncelere olan inancımızla açıklanabilir. Biz sınıf pratiğinin, Marksizm sayesinde, en az bilinçli unsurların düzeyini yükseltebileceğine inanıyoruz. Bizi Jakobenlerden ayıran da budur. Temel toplumsal güçler ve buradan hareketle de gelecek karşısındaki tavrımız, devrimci güvencelerden biridir. Bu güçler Jakobenleri haklı olarak kuşkulandırıyordu, keza bunlar aynı zamanda proletaryanın bir sınıf olarak oluşumuna yol açıyordu.

 

İki dünya, iki doktrin, iki taktik ve iki bakış açışı, birbirinden bir uçurumla ayrılmış: biz hangi anlamda Jakobeniz? Uzlaşmaz olduğumuz doğrudur, öyleyiz. Jakobenler arasında en dehşetli suçlama ılımlılıktı. Bizim de oportünizm suçlamamız var. Fakat bizim 'uzlaşmazlığımız' nitelik bakımından farklıdır. Biz kendimizi oportünizmden sınıf bilinçli proletaryanın cephanesiyle ayırırız; ve oportünistler de ya başka sınıfların politik kampına katılmak için bizi terk ederler ya da proletaryanın sınıf hareketinin devrimci (oportünist değil) mantığına boyun eğerler. Bu tip arındırmalar bizi güçlendirir ve çoğunlukla da saflarımızı genişletir. Jakobenler ılımlılıkla aralarına giyotinin bıçağını yerleştirdiler. Sınıf hareketinin mantığı onlara karşı işliyordu, ve Jakobenler de onun kellesini uçurmak istediler. Bu budalalıktı; bu çok başlı bir yılandı ve erdemle gerçek düşüncelere adanmış kafaların sayısı giderek azaldı. Jakobenler'in arınmaları onları zayıflattı. Giyotin politik intiharlarının biricik mekanik aygıtıydı, ne ki bu intihar umutsuz bir tarihsel durumdan çıkışın zorunlu yoluydu.

 

Birbirinden bir uçurumla ayrılmış iki dünya... Hiç şüphe yok devrimci mahkemenin önünde proletaryanın bütün uluslararası hareketi ılımlılıkla suçlanırdı ve Marx'ın aslana benzeyen cesur başı giyotine ilk gideceklerden biri olurdu. Şuna da şüphe yoktur ki, Jakoben yöntemlerin proletaryanın sınıf hareketine sokulması proletaryanın tarihsel çıkarlarını geçici bir çıkar hayali için kurban eden katıksız oportünizmin bir göstergesidir ve daima böyle olacaktır. Gücünü ancak geliştiği ölçüde sergileyen sınıf mücadelesiyle ilişkisi içinde, giyotin, tüketici kooperatifleri kadar saçma ve Jakobenizm de Bernsteinizm kadar oportünist görünür.

 

Doğaldır ki, Jakobenizmin taktiklerinin sınıf mücadelesi alanına taşınması denendiğinde ulaşılacak sonuç Jakobenizmin acınacak bir karikatürü olacaktır. Sosyal Demokrasi değil. 'Sınıf bilinçli proletaryanın örgütüne bağlanmış Jakobenin' eninde sonunda Jakobenizmden ayrılması umut edilir. Ancak örgütsüz güçler ve gelecek karşısında güvensizlik ve kuşku temelli Jakoben kafa yapısını değiştirmemekte direttiği ölçüde, partinin gelişimine ayak uydurmakta mutlak bir acizlik sergileyecektir. 'Yalnız iki parti biliyorum, iyilerinki ve kötülerinki.' İyi yurttaşlar politik bilinçleri gelişmiş olsun ya da olmasın hiç önemi yok, bugün benim 'plan'ımdan taraf olduklarını belirtenlerdir. 'Yalnız iki parti biliyorum, iyilerinki ve kötülerinki.' Maximilien Lenin'in yüreğine kazınmış bulunan bu politik aforizma, geniş planda ilk İskra'nın politik hikmetini özetlemektedir. Güvensizlik pratiği kesinlikle İskra takımının temel özelliği olmuştur: İçinde çalıştıkları çevre, anti-proleter doğasını çeşitli şekillerde ortaya koyan aydın çevresiydi. Eski İskra, aydın çevresinin politik bilincini aydınlatmayı değil, onları teorik olarak terörize etmeyi görev biliyordu. Bu okul içinde eğitilmiş sosyal demokratlar için 'Ortodoksluk' Jakobenlerin Gerçek'ine oldukça benzer bir şeydi. Ortodoks Gerçek her tarafta hüküm sürüyordu, üyelerin seçimi konusunda bile. Kim ona meydan okuduysa tasfiye edildi; onu sorgulayan her kim olursa kuşkulu biri haline geldi.

 

Lenin'in Birlik Kongresinde yaptığı konuşma onun bu çerçevedeki 'Jakoben' görüşlerinin klasik bir ifadesi oldu. Lenin mutlak örgütsel doğruyu bilir; onun bir planı vardır ve bunu başkalarına kabul ettirmeye çalışır. Parti o, Lenin, her ne kadar her şey ona ve onun 'plan'ına karşı birleşmişse de, her yandan entrikalar ve tuzaklarla sarılmamış olsa serpilip gelişecektir. Ve Lenin buradan yapılan işin daha verimli hale gelmesi için bela çıkartan unsurların tasfiye edilmesi ve Partiye zarar vermelerinin engellenmesinin zorunlu olduğu sonucuna ulaşır. Başka bir deyişle Partinin çıkarı için bir 'kuşatma hali' ilan etmek zorunlu hale gelmiştir; başında da, Romalıların dediği gibi, dictator seditionis sedendae et rei gerundae causa (fitneyi alaşağı edecek ve işleri yönetecek bir diktatör) olması gerekir. Ancak 'terör' düzeni başından beri güçsüzdür. Dictator seditionis sedendae 'bozgunculara' boyun eğdiremeyecektir, onları kovamaz da, disiplinin deli gömleğiyle de kilitleyemez. Yeni konumları ele geçirmeye devam eden 'gericil unsurları' sindirmekten acizdir. Ve bizim Robespierre'imize de, adaşının karamsar sözlerini tekrarlamaktan başka yapacak bir şey kalmamıştır.

 

Lenin ve destekçileri bir bütün olarak toplumun ya da Partinin gelişiminin yasaklanamayacağı gerçeğini reddettikleri ölçüde yenilgilerinin nedenlerini de anlamayacaklar. Politik rasyonalist ve metafizikçiler parti gelişimini ikame edecek biçimde, tek başına 'düşünmenin' ve dışarıya açılmak için resmi iktidarın amblemleriyle donanmanın yeterli olacağını düşünürler. Ancak başarı için bütün koşullar oluştuğunda, yeni engeller ve yeni direnmeler ortaya çıkar. 'Entrikalar' evresi başlamıştır. Bazıları ne olup bittiğini anlamaz ve neden diye sorar. Bazıları da daha iyi bir yolun olduğunu söyler. Yine başkaları bunu ciddiye alır ve Partinin ileriye gitmesine imkan veren taktikleri araştırır. Politik metafizikçi bunlar arasında ayrım yapmaktan acizdir. O sadece kendisinin parti içinde ulaşacağı ilerlemeye karşı duran 'yekpare bir gerici kitle' görür. Düşüncesinin rasyonalist mantığı bizim 'Jakobeni', Partimizin tarihsel gelişiminin mantığından giderek uzaklaştırdıkça uzaklaştırır, ve tüm Partinin ona karşı entrika çevirdiği sonucuna ulaşır. Bireylerin bütünü, değişen gelişim düzeyleri, kavrayış ve doğalarıyla, kısacası, partinin tüm maddi gövdesi, partinin önceden planlanmış gelişimlerinin önünde bir engel haline gelir. Lenin'in başarısızlıklarının sırrı ve pireyi deve yapan güvensizliğinin nedeni işte budur. Güvensizlik ilk İskra'dan kalma yegâne mirastır. Ancak bugün, belli bir tarihsel dönem için meşruluğa sahip olan bu yöntem ve pratikler, Partimizi politik, ahlaki ve teorik planda bütüncül çözülüşe sürüklemeden önce, ne pahasına olursa olsun silinip atılmalıdır.

 

Partimizin gerici kanadını başının, Lenin yoldaşın, Sosyal Demokrasiyi tanımlarken, Partimizin sınıf karakterine teorik bir saldırı oluşturacak biçimde Jakobenizmin bir karikatürüne özgü taktiklere başvurması bir tesadüf değil, karakteristik bir konumlanıştır. Evet, teorik bir saldırı, Berstein'ın 'eleştirel' görüşlerinden daha az tehlikeli değil. Bernstein'ın liberalizmle sosyalizme ilişkin teorik operasyonunun amacı neydi? Esas olarak bunların belirgin sınıf karakterlerim silmeyi ve bunları sınıflar üstü bir konumda bulunan ve birbirlerine içsel mantıkla bağlı teorik sistemlere dönüştürmekti. Bu Jaures ve inanmış dostu Millerand'ın demokrasi ve sosyalizm ilkelerine ilişkin olarak gerçekleştirmek istediği operasyondu. Bu 'üst-düzey' teorik spekülasyonun bakanlık portföylerini de kapsayan pek pratik türden spekülasyonlarla el ele gittiğim söylemeye gerek yok. Aynı operasyon eski-Marksist eleştirmenler tarafından da gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Onlar da sosyalizmi liberalizm okuluna gönderiyorlardı, şu farkla ki, onlar bunu ilk kez idealizm cehenneminde sonuçlandırmışlardır.

 

Burjuva demokrasisinin (işçi sınıfını kendi vesayetine boyun eğdirmekten ibaret olan) politik eğilimi ideolojik alanda liberalizm ve sosyalizmin iki uzlaştırılmaz dünyanın - kapitalizmin ve kolektivizmin, burjuvazinin ve proletaryanın-  ilkeleri olarak değil, birinin (liberalizm) diğeriyle (sosyalizm) bütün parçayı içerecek şekilde ya da daha doğru doğrusu, kendi aritmetik işaretine sahip bir cebir formülü halinde birleştirildiği iki soyut sistem olarak oraya çıkmasını gerektirmektedir. Hiç şüphe yok ki, Bernstein, Jaures ve Millerand, ve yarın özgür Rusya'da, Bay Berdeyaev, Bulgakov ve hatta belki Struve şu tanım üzerinde uzlaşacaklar: 'Sosyal Demokrat günümüzde kendi sınıf çıkarlarının bilincine varan proletaryanın örgütüne bağlanan bir liberaldir (ya da demokrat).'

 

Yoldaş Lenin ne diyecek? Bunun mantıksal olarak saçma olduğunu yabancı bir ideolojiyi, taktikleri ve hatta bakış açışım proletaryanın yakasına iğnelemek olduğunu söyleyecek? Peki Yoldaş Lenin'in kendisinin yaptığı nedir? Benzer bir operasyonu gerçekleştirmek için uğraşıyor: şu farkla ki, kendi devrimci konumlanışı doğrultusunda liberalizmi değil de onun uç devrimci uzantısı, eti ve kanıyla onunla aynı soydan gelme Jakobenizmi seçmiştir. Ancak Lenin, diğer formülü de, Osvobozhdenie'ninkini de benimsemek zorunda kalır, ama liberalizmi sol kanat çeşitlemesiyle, Jakobenizmle yer değiştirerek. Ardından şunları okuyacak: 'Jakobenizm ve Sosyal Demokrasi birbirinden ayrılamaz, birbirinin karşıtı olması ise daha da imkansızdır; temel düşünceleri onları özdeş ve ayrılmaz kılar'. Böylece köprü kurulabilir: Jakobenizm liberalizmin özel bir türüdür. Sosyal Demokrasi Jakobenizmin özel bir türüdür. Yoldaş Lenin eğer kendisinin yegane ilke olarak -utanmaz (şayet kusursuz değilse) bir ilke- benimseyip yaydığı slogandaki gibi 'iki adım' geri atmak istemiyorsa, kendi tanımı doğrultusunda bir adım ileri atması ve bundan kaynaklanan bütün sonuçları kabullenmesi ve Partili yoldaşlarına yeni kartvizitini yollaması gerekecektir.

 

Ya biri... ya da öteki!

 

Ya, burjuva-devrimci demokrasisiyle (Jakobenizm) proleter demokrasisi arasında kurduğun köprüyü tamamlayacaksın, Marksizmi terk ederek burjuva liberalizmiyle proleter sosyalizmi arasında bir köprü kuran liberaller gibi, ya da seni bir teorik saldırıya sevk eden pratikten cayacaksın. Ya biri/ya öteki Yoldaş Lenin!

 

Yalnızca bir Jakoben devrimci, burjuva demokrasisinin bir lideri haline gelebilir. Marksizm devrimci aydın çevresi için, kendi sınırlı, burjuva devrimci rolünü başarmasının ideolojik örtüsü olarak ortada görünebilir. Yoldaş Axelrod, diye belirtiyor Lenin, 'Partimizin nefret ettiği Ortodoks kanadının temsilcilerinin içindeki eğilimleri (burjuva devrimci ve Jakoben eğilimleri - T. ) açığa çıkaracak hiçbir şey bulamıyor' (Bir Adım İleri…) Axelrod bunlara Birlik Kongresindeki tarihi önergesinde, ne onun ilk saldırısının hedefi olan Ekonomistlere, ne de bizim Jakoben yöneticilerimize hiçbir şey kanıtlamamıştır. Axelrod 'hiçbir şey bulmadı'. O zekice diyagramlar çizmedi ya da bayağı istatistikleri tekrar edip durmadı, bu yüzden o hiçbir şey kanıtlamadı. O başka bir şey yaptı: Partide açığa çıkan bir eğilimi tanımladı. Birinci türden bir çalışma için becerikli bir istatistikçi ya da avukat olmak gerekir, İkincisi içinse, bir Marksist ve kavrayışlı bir politikacı olmak gerekir. Belgesel kanıtlar için, diğerleri buna bakabilir. Bizim Jakobenlerin Parti pratiği, komitelerimizin kararları, özellikle de ünlü Ural Manifestosu bu kanıtlarla doludur. Ve Marksizme dönük bu saldırıların tümü Lenin, bizzat kendisi, bu kanıtları ölümsüz Jakoben-Sosyal Demokrat! 'formülüyle' taçlandırdığı broşüründe merkezileştirdiğinden bu yana özel bir önem kazanmıştır.

Par allblog - Publié dans : allblog
Ecrire un commentaire - Voir les 0 commentaires
Vendredi 21 septembre 2007 5 21 /09 /Sep /2007 00:04

“BOLŞEVİK” VE “LENİNİST” (!) TROTSKİ

Garbis Altınoğlu, 2 Eylül 2005

Trotskistler öteden beri kendilerini “Bolşevik-Leninist” olarak adlandırmakta, Trotski’nin Lenin’in yolunda yürüdüğünü, ama Stalin’in önderliğindeki Bolşevik Partisi’nin Lenin’in yolundan saptığını, hatta karşı-devrim yoluna girdiğini ileri sürmektedirler. Onlar, kapitalistlerin kendi çürük mallarını satmak için uydurdukları yalanlardan farksız olan bu gerçek-dışı propagandayı onyıllardır inat ve ısrarla sürdürmekte ve böylelikle, özellikle genç ve deneyimsiz devrimcilerin kafasını yıkamaya çalışmaktadırlar. Oysa gerçekler, onların söylediklerinden çok farklıdır.

O halde esas kaynağa, yani Lenin’in Trotski hakkında söylediklerine şöyle bir göz atalım:

“Martov’la Trotski, Alman yoldaşların önüne, marksist bir kılıf geçirdikleri liberal görüşleri koyuyorlar.” (“Rusya’da Parti-İçi Anlayışın Tarihsel Önemi”, Tasfiyecilik Üzerine, 1977, s. 152)

“Trotski Bolşevizmi çarpıtıyor, çünkü Rus burjuva devriminde proletaryanın rolü konusunda hiç bir zaman kesin bir görüşe varamamıştır.”
(“Rusya’da Parti-İçi Anlayışın Tarihsel Önemi”, Tasfiyecilik Üzerine, 1977, s. 159)

“Öte yandaysa Trotski, sadece kendi kişisel yalpalayışlarını temsil ediyor, başka bir şeyi değil. 1903’te menşevikti, menşevikliği 1904’te bıraktı, 1905’te yeniden menşeviklerin arasına döndü ve sadece ultra-devrimci sözler parlatmakla yetindi, 1906’da menşeviklerden bir kez daha ayrıldı, 1906’nın sonlarında kadetlerle seçim anlaşması yapılmasını savundu (yani bir kez daha menşeviklerle birlik oldu), 1907 ilkyazında, Londra Kongresinde, ‘siyasal eğilimlerden çok bireysel görüş tonlarında’ Rosa Luxemburg’dan ayrıldığını söyledi. Trotski bir gün hiziplerden birinin ideolojik stokundan, ertesi gün ötekinin stokundan çalar ve bu nedenle de kendisinin hizipler üstü olduğunu ilan eder. Teorik olarak, Trotski, tasfiyeciler ve otzovistlerle hiç bir noktada görüş birliğinde değildir, ama uygulamanın kendisinde goloscular ve vperyodcularla tam bir görüş birliğindedir... “Trotski’nin Rus sosyal-demokrasisinde ‘genel parti’ eğilimini mi, yoksa ‘genel parti karşıtı’ eğilimi mi temsil ettiğine okurlar karar versin.” (“Rusya’da Parti-İçi Anlayışın Tarihsel Önemi”, Tasfiyecilik Üzerine, 1977, s. 172-73)

“RSDİP hakkında balonlar uçuran ve RSDİP ile hiç bir ortak yanı olmayan tasfiyecilere yaltaklanan Trotski türünden kişiler bugün ortada ‘kolgezen hastalığı’ temsil ediyorlar. Bu kişiler ‘anlaşma’ konusunda ucuz vaazlar vererek kendilerine bir kariyer yapmaya çalışıyorlar... İşin aslında, Stolipin türünden bir işçi partisi kurmakta olan tasfiyecilere teslim olunmasını salık veriyorlar.” (“RSDİP İkinci Paris Grubunun Kabul Ettiği Partideki Durum Hakkında Karar”, Tasfiyecilik Üzerine, 1977, s. 193-94)

“Trotski ve partiden çıkarılmış olan tasfiyeciler, Naşa Zarya ile Dyelo Jizni’nin yasa-dışı partiye açıkça sövüp sayarken söylediklerini biraz daha ‘yumuşakça’ ifade ediyorlar. Onların görüşünce en ‘faal’ olanlar dar yasa-dışı partinin dışındadırlar ve ‘kişinin kendisini’ ilişkilendirmesi gereken onlardır. Biz –kopup ayrılan tasfiyeciler- faal unsuruz; ‘parti’ kendisini, yığınlarla bizim aracılığımızla ilişkilendirmelidir.” (“Yasa-dışı Parti ve Yasal Eylem”, Tasfiyecilik Üzerine, s. 287)

“Bu gerçek gösteriyor ki, biz Trotski’ye ‘hizipçiliğin en kötü kalıntılarının temsilcisi’ derken haklıyız. “Gerçi kendisi hizip-dışı olduğunu iddia ediyor ama, Rusya’daki işçi sınıfı hareketiyle pek az yakınlığı olanların bile bildiği gibi Trotski, ‘Trotski hizbi’nin temsilcisidir.” (“Birlik Birlik Diye Birliğe Vurulan Darbe”, Tasfiyecilik Üzerine, s. 362)

“Rusya’da marksist hareketin kıdemlileri Trotski’yi çok iyi bilirler.Onlara Trotski’yi anlatmaya hiç gerek yok. Ama genç işçi kuşakları onu bilmiyorlar... “Eski İskra günlerinde (1901-1903), ekonomistlerden uzaklaşıp iskracılara yanaşan, sonra geriye göç eden yalpalayıcılara ‘Tuşino dönekleri’ (güç günlerde bir karargahtan ötekine geçen savaşçılara verilen ad) denirdi... “ ‘Tuşino dönekleri’nin gruplar-üstü olduklarını iddia ederken dayandıkları tek temel, görüşlerini, bir gün bir gruptan, ertesi gün, bir başka gruptan ‘ödünç almaları’dır. Trotski, 1901-1903 arasında, ateşli bir iskracıydı. Riyazanov, 1903 kongresinde Trotski’nin rolünü ‘Lenin’in sopası’ olarak tanımlamıştı. 1903’ün sonunda Trotski ateşli bir menşevikti, yani iskracıları bırakmış, ekonomistlere kaçmıştı... 1904-1905 döneminde Trotski, menşevikleri bıraktı, kah (ekonomist) Martinov’la işbirliği yaparak, kah onun saçma ölçüde sol ‘sürekli devrim’ teorisini ortaya dökerek, ortada yalpalayan bir tutum takındı. 1906-1907 döneminde bolşeviklere yanaşan Trotski, 1907 ilkyazında Rosa Luxemburg’la görüş birliğinde olduğunu iddia etti. “Çözülme döneminde, ‘hizip-dışı’ uzun yalpalardan sonra, yeniden sağa yanaştı ve Ağustos 1912’de tasfiyecilerle bir bloka girdi. Her ne kadar özünde tasfiyecilerin bayağı görüşlerini dile getiriyorsa da şimdi onları bir kez daha bırakmıştır. “Bu tür kişiler, geçmişin tarihsel kuruluşlarından, Rusya’da yığınsal işçi sınıfı hareketinin henüz uykuda olduğu günlerden ve her grubun kendine bir grup, eğilim ya da hizip, kısacası bir ‘güç’ süsü vermek için ‘alanı boş bulduğu’ ve ötekilerle birleşme pazarlığı yaptığı zamanlardan geriye kalan bir enkazdır.” (“Birlik Birlik Diye Birliğe Vurulan Darbe”, Tasfiyecilik Üzerine s. 369-70)

Peki ömrü Lenin’e ve Bolşeviklere karşı savaşım içinde geçmiş olan ve Bolşevik Partisi’ne Ekim Devriminin öngününde, yani Temmuz 1917’de katılmış olan Trotski, Lenin hakkında neler söylüyordu? Bu konuda, sadece bir-iki örnek vermekle yetineceğim. Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi’nin (=RSDİP) 1903’de yapılan ünlü İkinci Kongresinde Bolşeviklerle Menşevikler yollarını ayırmışlardı. Lenin 1904 yılının Şubat ve Mayıs ayları arasında, İkinci Kongre sırasında yaşanan savaşımı anlattığı Bir Adım İleri İki Adım Geri adlı kitabını hazırladı.

Trotski ise
Ağustos 1904’te Lenin’e yanıt vermek için Cenevre’de basılan Siyasal Görevlerimiz (=ashi Politicheskie Zadachi) adlı kitabını kaleme aldı. Bu kitabı “Aziz öğretmenim Pavel B. Axelrod’a” adayan Troçki burada Lenin’i Fransız Devriminin sol kanadının Jakoben önderlerinden Maximilien Robespierre’e benzeterek, sözümona aşağılamaya çalıştı. O, “Maximilien Lenin” olarak nitelendirdiği Bolşevik önderi,“iğrenç, sefih ve demagojik bir üsluba sahip” (L. Trotsky, Siyasal Görevlerimiz, Cenevre, 1904, s. 75) olarak niteliyor ve onun “becerikli bir istatistikçi ve pasaklı bir avukat” (age, s. 95) olduğunu söylüyordu. Troçki’ye göre, Lenin’in “Trajik Jakobenist hoşgörüsüzlüğünün boş bir karikatürü olan kem zihniyetli ve ahlaksal bakımdan iğrenç kuşkuculuğu ne pahasına olursa olsun etkisizleştirilmediği takdirde Parti moral ve teorik çürüme tehdidinden kurtulamayacaktı.” (age, s. 95) Troçki aynı broşüründe şunları da söyleyecekti: “Lenin’in metotlarının sonucu şudur: Önce, Parti örgütü bir bütün olarak Partinin yerini alır; sonra Merkez Komitesi örgütün yerini alır ve sonunda tek bir ‘diktatör’ Merkez Komitesinin yerini alır…” (L. Trotsky, age, s. 54) Trotski, Nisan 1913’de Duma Menşevik fraksiyonunun başkanı olan Nikolai Chkheidze’ye gönderdiği mektupta ise şöyle diyordu: "Rus işçi sınıfı hareketinin geri yanlarını profesyonel bir tarzda sömüren yaygaracılar şahı Lenin’in sistematik olarak kışkırttığı yaygaralar, anlamsız bir saplantıdan başka bir şey değildir... Günümüzde, o gösterişli Leninizm binası yalanlar ve çarpıtmalar üzerine kurulmuştur ve içinde kendi yokoluşunun tohumlarını taşımaktadır.” (Aktaran N. Popov, Outline History of the Communist Party of the Soviet Union, Cilt 1, Londra, s. 289)

Herhalde bu sınırlı veriler bile dürüst ve objektif okurun Trotski’nin ne denli “Bolşevik” ve ne denli “Leninist” olduğunu anlamasına yardımcı olmaya yetecektir.

Par allblog - Publié dans : allblog
Ecrire un commentaire - Voir les 0 commentaires
Jeudi 20 septembre 2007 4 20 /09 /Sep /2007 22:36

Troçki'nin ve Troçkistlerin Yalanlarından Yalnızca Birkaçı
 

 

YALAN 1: “Troçki gerçek bir Leninisttir”


“Lenin’in, oyundaki bu eski elin, Rus işçi hareketinde geri olan ne varsa hepsinin bu profesyonel sömürücüsünün sistematik olarak başvurduğu zavallıca rezalet çıkarmalar, anlamsız bir takıntı görüntüsü veriyor... Leninizmin bütün gövdesi yalan ve çarpıtma üzerine kurulmuştur ve çürüyüşünün zehirli öğelerini kendi içinden doğurmaktadır.” (Troçki, Chkheidze’ye Mektup, Nisan 1913)

Troçkistler, Troçki'nin bu yazdıklarını, bu anlayışın Rus devrim tarihi açısından anlamını ve aklanmasının ne kadar zor olduğunu bilirler ama anti-marksist görüşlerini yeni-yetmelere “Leninizmin gerçek temsilciliği” olarak yutturmak için bunların sözünü pek etmezler.

Lenin ise Troçki'nin bu görüşlerini çok iyi biliyordu ve bolşeviklerle Troçki'nin görüşleri arasındaki farkı şöyle açıklamaktadır:


“Troçki'den ayrılıklarımız nelerdir? Bunu herhalde bilmek istersiniz. Kısaca – o bir Kautskycidir, yani, Enternasyonal'de Kautskycilerle ve Rusya'da Chkheidze'nin parlamento grubuyla birliği savunmaktadır. Biz böyle bir birliğe kati suretle karşıyız... Troçki şimdi Örgütlenme Komitesine (Akselrod ve Martov) karşı ama Chkheidze'nin Duma grubuyla birlikten yana!! Biz kesin olarak karşıyız”
(Lenin, Henriette Roland-Holst'a Mektup 1916)
 

 

YALAN 2: “Troçki tutarlı bir Marksisttir”


“Troçki’nin şimdiye kadar marksizmle ilgili herhangi bir önemli sorunda sağlam bir görüşü olmamıştır. O her zaman, şu ya da bu görüş ayrılığının yarattığı “yarıklara sızma” yolunu bulur, ve ikide bir taraf değiştirir. Şu anda bundçuların ve tasfiyecilerin dostudur. Ve bu baylar Parti'nin öngördüğü hizayı durmadan bozanlardır.”
(Lenin, “Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı”, 1914)

 

YALAN 3: “Troçkist “Sürekli Devrim” kuramı Marksist bir kuramdır”


“İşçi sınıfı hareketi içindeki yirmi yıllık ideolojik savaşımın tarihini görmezden gelen ya da çarpıtan kişiler (tasfiyeciler ve Troçki gibi) işçilere çok büyük bir zarar vermektedir.”
“Troçki 1901-1903 arasında ateşli bir İskracıydı, o kadar ki Ryazanov onun 1903 kongresindeki rolünü 'Lenin'in çomağı' olarak betimliyordu. 1903 sonunda, Troçki ateşli bir Menşevikti, yani, İskracıları terketmiş ve Ekonomisteler katılmıştı. 'Eski İskra'yla yenisi arasında bir uçurum vardır' diyordu. 1904-1905'te, Menşevikleri de terketti ve kararsız bir konuma geçti, şimdi Martinov'la (Ekonomist) işbirliği yapıyor, şimdi de “saçma bir şekilde Sol sürekli devrim kuramını” ilan ediyor. 1906-1907'de Bolşeviklere yaklaştı ve 1907 baharında Rosa Luxemburg'la aynı fikirde olduğunu ilan etti.
Dezentegrasyon döneminde, uzun bir 'hizipçi-olmayan' kararsızlıktan sonra, yeniden sağa geçiyor ve Ağustos 1912'de tasfiyecilerle bir blok kuruyor. Şimdi tekrar onları da terketti, ancak özünde onların baştansavma fikirlerini tekrarlayıp duruyor.”
(Lenin, İşçi Sınıfı İçinde İdeolojik Savaşım, 1914)

Böylece yalnızca Troçkist “Sürekli Devrim” kuramının ne kadar tutarlı bir Marksist kuram olduğunu değil, Troçki'nin ne kadar tutarlı bir devrimci olduğunu da Lenin'den öğrenmiş oluyoruz.

 

YALAN 4: “Tek Ülkede Sosyalizm” Stalin'in bir uydurmasıdır ve anti-marksist bir kuramdır”

“Dünya (ama Avrupa değil) Birleşik Devletleri, komünizmin tanı zaferi demokratik devlet de dahil bütün devletlerin kesin olarak ortadan kalkmasına yol açmadıkça, sosyalizmle ilişkilendirdiğimiz ulusların birliği ve özgürlüğünün devlet biçimidir. Kendi başına bir şiar olarak "Dünya Birleşik Devletleri" şiarı ise pek doğru değildir, çünkü birincisi, sosyalizme tekabül eder; ikinci olarak, bu şiar, tek ülkede sosyalizmin zaferinin imkansızlığı yönünde ve böyle bir ülkenin diğer ülkelerle ilişkileri hususunda yanlış düşünceler yaratabilir.

Ekonomik ve politik gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır. Buradan sosyalizmin zaferinin başlangıçta az sayıda ya da hatta tek bir kapitalist bir ülkede mümkün olduğu sonucu çı­kar. Kendi ülkesinde kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve sosyalist üretimi örgütledikten sonra, bu ülkenin muzaffer proletaryası, diğer ülke­lerin ezilen sınıflarını kendi yanına çekerek, o ülkelerde kapitalistlere karşı ayaklanmayı körükleyerek ve hatta gerekirse sömürücü sınıflara ve onların devletlerine karşı askeri şiddete başvurarak kapitalist dünya­ya karşı ayaklanacaktır. Proletaryanın burjuvaziyi alaşağı ederek zafer kazandığı toplumun politik biçimi, söz konusu ulusun ya da ulusların proletaryasının güçlerini, henüz sosyalizme geçmemiş devletlere karşı mücadelede gittikçe daha çok merkezileştiren demokratik cumhuriyet olacaktır."

(Lenin, Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine, 1915)
 

 

YALAN 5 (KUYRUKLU YALAN): “Lenin Nisan 1917'den Sonra Troçki'nin “Sürekli Devrim” Kuramını benimsedi ve Aşamalı Kesintisiz Devrim düşüncesini reddetti.”

Önce devrimin hemen öncesinde , 1915 yılında Lenin'in Troçki'nin “şahane” Sürekli Devrim kuramına nasıl baktığını görelim:



"Yaklaşan devrimde sınıf ittifaklarını açıklığa kavuşturmak devrimci bir Partinin baş görevidir... 'Naşe Slovo'da bu görev Troçki tarafından doğru çözülmüyor; o 1905 yılındaki 'orijinal' teorisini tekrarlıyor ve hayatın on yıldan beri bu şahane teorinin yanından gelip geçmemesinin nedenleri üzerine düşünmek istemiyor.”

Troçki'nin orijinal teorisi Bolşeviklerden, proletaryanın kararlı devrimci mücadele ve siyasi iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi çağrısını ödünç alırken, Menşeviklerden ise köylülüğün rolünün 'yadsınmasını ödünçalıyor"... Bununla "Troçki gerçekte, köylülüğün rolünün 'yadsınması'ndan köylülüğü devrim için harekete geçirmekte irade yetersizliğini anlayan Rusya'daki liberal işçi siyasetçilerine yardım ediyor!"

(Lenin, Devrimde İki Çizgi Üzerine, 1915)


Acaba Lenin Nisan 17'de ya da daha sonra herhangi bir tarihte, bu görüşlerini değiştirmiş, alaya aldığı Troçki'nin "Sürekli Devrim" kuramını benimsemiş midir? Bütün demagoji ve çarpıtmaların önüne bir kerede geçmek için biz en iyisi 1923 yılında yazılmış olan ve Lenin'in, “Vasiyeti” olarak da bilinen en son yazılarından birine bakalım:


"Onların (II. Enternasyonal kahramanlarının) Batı Avrupa sosyal-demokrasisinin gelişme seyri içinde ezberlemiş olduğu ve bizim sosyalizm için henüz olgun olmadığımız, onlar arasında çeşitli 'allame' bayların vurguladığı gibi, bizde sosyalizm için objektif ekonomik önşartların olmadığı şeklindeki argümanı... son derece basmakalıptır. Ve hiçbirinin de aklına kendi kendine şöyle sormak gelmiyor: Devrimci bir durumla, birinci emperyalist savaşta ortaya çıkmış olduğu gibi bir durumla karşılaşan bir halk, durumunun çaresizliğinin sonucu, kendisine hiç olmazsa, uygarlığın daha da ilerlemesinin pek de alışılmış olmayan koşullarım elde etme şansını sunan bir mücadeleye atılamaz mı"...

"Eğer sosyalizmi yaratmak için belirli bir kültür düzeyi gerekli ise (ki bu belirli 'kültür düzeyi'nin ne olduğunu kimse söyleyemez), neden işe ilk önce bu belirli düzeyin koşullarını devrimci yoldan elde etmekle başlayıp, ve sonra da işçi-köylü iktidarı ve Sovyet düzeni temeli üzerinde ilerleyip diğer halklara yetişmeyelim"...

"Sosyalizmi yaratmak için, diyorsunuz, uygarlık gereklidir. Mükemmel. Peki ama, daha sonra sosyalizme doğru ileri harekete başlamak üzere niçin ilk önce çiftlik sahiplerinin kovulması ve Rus kapitalistlerinin kovulması gibi uygarlığın böylesi önkoşullarını bizde yaratamayacak olalım? Normal tarihsel düzenin böylesi biçim farklılaşmalarının caiz olmadığını ya da imkansız olduğunu hangi kitapta okudunuz ki?"


(Lenin, Devrimimiz,Zuhanov'un Notları Vesilesiyle, 1923)
 


Lenin'in Ekim Devriminden yıllar önce, devrimin arifesinde ve devrimden sonra özü bakımından aynı olan ve aynı kalan yukarıdaki görüşleriyle, Troçki'nin “şahane” Sürekli Devrim kuramını dayandırdığı temeli karşılaştırınız:

“Sürekli devrim” teorisi olarak adlandırılagelen görüşler, yazarın kafasında tam da 9 Ocak ile 1905 Ekim grevi arasındaki sürede şekillenmişti. Bu oldukça iddialı ifade, Rus devriminin doğrudan burjuva hedeflerle ilgili olmasına rağmen, bu hedeflerde çakılıp kalamayacağı; devrimin proletaryayı iktidara yerleştirmeksizin kendi acil burjuva görevlerini çözemeyeceği düşüncesini anlatır. Ve proletarya, iktidarı bir kez eline aldığında, devrimin burjuva çerçevesine hapsolma konumunda kalamazdı. Tersine, proletaryanın öncüsü, tam da zaferini garantilemek için, egemenliğinin çok erken aşamalarında yalnızca feodal değil, aynı zamanda burjuva mülkiyet ilişkilerinin içinde de son derece derin gedikler açmak zorunda kalacaktı. Böyle yapmakla proletarya, yalnızca, devrimci mücadelesinin ilk aşamaları boyunca kendisini destekleyen tüm burjuva gruplarla değil, kendisiyle işbirliği yaparak iktidara geldiği köylülüğün geniş kitleleriyle de düşmanca bir çatışmaya girecekti.

Geri bir ülkede, bir işçi hükümeti ile köylülüğün ezici çoğunluğu arasındaki çelişkiler yalnızca uluslararası bir ölçekte, bir dünya proleter devrimi arenasında çözülebilirler.”

(Troçki, 1905, Önsöz, Tarih Bilinci Yay.)

Bütün bunlar Lenin'in devrim kuramı konusundaki görüşlerinin, Marx'ın bilimsel Kesintisiz Devrim kuramının bir çarpıtılması olan Troçki'nin “anti-aşamacı” “Sürekli Devrimciliği” bilim-dışı yönüne hiçbir zaman sapmamış olduğunu anlatmak için yeterli olmuyorsa, 1905 ve 1921 yılındaki şu iki yazısı karşılaştırmalıdır:


"Demokratik devrimden derhal, gücümüz ölçüsünde, bilinçli ve örgütlü proletaryanın gücü ölçüsünde, sosyalist devrime geçmeye başlayacağız. Biz kesintisiz devrimden yanayız. Yarı yolda durmayacağız...

Maceracılığa kapılmadan, bilimsel vicdanımıza ihanet etmeden, ucuz şöhret peşinde koşmadan, yalnızca şunu söyleyebiliriz ve söylüyoruz da: Yeni ve daha üstün bir göreve, sosyalist devrime mümkün olduğu kadar çabuk geçişi, bize, proletarya partisine, daha da kolaylaştırmak için, demokratik devrimi gerçekleştirmesinde tüm köylülüğe vargücümüzle yardım edeceğiz." (Bkz. Lenin, 1905, Seçme Eserler, C. 3, s. 138. [türkçesi. s. 138.—İnter Yayınları.])

Ve onaltı yıl sonra, iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesinden sonra Lenin, bu konu üzerine şunları yazıyordu:


Kautsky, Hilferding, Martov, Çernov, Hillquit, Longuet, MacDonald, Turati ve 'ikibuçukuncu' marksizmin tüm diğer kahramanları... burjuva-demokratik ve proleter-sosyalist devrim arasındaki karşılıklı ilişkiyi anlayamadılar. Birincisi, ikincisine geçer. İkincisi, geçerken birincisinin sorunlarını çözer. İkincisi, birincinin eserini pekiştirir. İkincisinin birinciyi ne derece geçmeyi başaracağını mücadele, ve yalnızca mücadele tayin eder." (Bkz. Lenin, Seçme Eserler, C. 6, s. 514.
[türkçesi. s. 519. —İnter Yayınları.])

Par allblog - Publié dans : allblog
Ecrire un commentaire - Voir les 0 commentaires
Jeudi 20 septembre 2007 4 20 /09 /Sep /2007 22:26

Vijay Singh

Marksizm, endüstriyel işçi sınıfının, demokratik ve sosyalist devrimlerdeki ve komünist topluma geçişteki birincil rolünü kabul eder. Komünist Manifesto'da Marx ve Engels bugün burjuvaziyle karşı karşıya duran sınıflardan yalnızca işçi sınıfının gerçekten de devrimci olduğunu belirtirler. Diğer sınıflar modern sanayi karşısında küçüllüp daha sonra yok olurlar: proletarya onun özel ve kaçınılmaz ürünüdür. 'Büyük Başlangıç' adlı eserinde V.I. Lenin sadece kent ve sanayi işçilerinin çalışan ve sömürülen insanlara önderlik ederek kapitalizmi alaşağı edebileceği ve sosyalist toplumu kurabileceği şeklindeki Marksist görüş açısını ifade etmiştir. Sosyalizm bütün üretim araçları üzerindeki mülkiyetin kaldırılmasını zorunlu kılıyor, böylece tüm sınıfların yıkılmasını gerektirirken aynı zamanda el işçileri ile kafa işçileri arasında bir ayrımın yapılmasını gerekli kılıyordu. Lenin açıktan, bütün 'çalışanlar'ın bu tarih görevleri yerine getirmede eşit oranda yetenekli oldukları önermesini reddetti. Lenin bütün 'çalışanlar'ın sosyalist devrimin görevlerini yerine getirebileceği savını boç bir söylem ve Marksizme ulaşmamış sosyalistin yanılgısı olarak gördü. Sınıfları yok etme yeteneği sadece büyük çapta kaitalist üretimin maddi koşullarından doğuyordu ve bu yeteneğe sadece işçiler sahipti. Marksizm, işçi sınıfı tanımından, emekçi kitleleri olduğu gibi, kentsel ve kırsal küçük burjuvaziyi, büro çalışanlarını ve kafa işçilerini çıkarır. Tarihte Narodniklerin küçük burjuvaziyi işçi sınıfı kategorisine dahil etme çabalarına karşı Bolşevikler nasıl mücadele etmişse, bugün de Rus neo-Brejnevizmin işçi sınıfı tanımını genişletme ve büyütme çabaları reddedilmelidir. Bu sorun üzerindeki kafa karışıklığı, Komünist Partinin karakteri ve bileşenleri, proletarya diktatörlüğünün kendi varlığı, sınıfların yokedilmesi, sosyalizmdeki meta sistemiüzerinde ve komünizme geçiş konuları açısından vahim sonuçlara yol açacaktır.

Marksizmin mantığı proletarya yerine 'çalışanlar'ın sosyalist toplumu inşasını yönlendirmesine izin veremezdi. 19. yüzyılın sonlarına doğru 'Rusya'da Tarım Sorunu' adlı eserde Lenin açıkça soyalizmin 'meta ekonomisinin yokedilişi' anlamına geldiğine ve mübadele varoldukça 'sosyalizmden söz etmenin saçma olduğunu' ifade etti. 'Proletarya Diktatörlüğü Döneminde Ekonomi ve Politika' adlı makalesinde Lenin, sınıflar tamamen yok olana kadar proletarya diktatörlüğünün varolması gerektiğini savunur. Sosyalizm altında sınıfların ortadan kaldırılması, fabrika işçisi ile köylü arasındaki farklılıkların giderilmesi ve herkesin işçi olmasını içerir. Bu fikirden yola çıkıldığında ne proletarya partisinin 'bütün halkın partisi' olabileceğini ne de proletarya diktatörlüğünün 'bütün halkın devleti' olabileceğini görürüz. Bu görüş Stalin döneminde savunuldu. Kollektifleşme döneminden sonra SBKP(B) 17. Kongresi'ne sunduğu rapordaki gibi Stalin 'Tüzük Taslağı Üzerine Söylev'inde, Sovyetler Birliği'nin sosyalist toplumun temellerini çoğunlukla kurduğunu bu yıllarda savundu ve sınıfsız bir sosyalist toplumun inşasının gelecekte gerçekleştirilebilecek bir görev olduğuna işaret etti.

1939 Martında yapılan SBKP(B) 18. Kongresi'nde tartışmayı yönlendiren motif sınıfsız bir sosyalist toplum inşasının tamamlanması perspektiti ve sosyalizmden komünizme kademeli geçişti. Bu, Sovyet yöneticilerinin kongrede yaptıkları konuşmalarda ortaya çıkıyordu. Kongre açılış konuşmasında Molotov, sosylaizmin temel olarak Sovyetler Birliği'nde inşa edildiğine ve gelecek dönemin de komünizme geçiş dönemi olduğuna işaret etti. Kongreye raporunda Stalin, SSCB'nin sanayi gelişim oranı ve üretim tekniği konusunda başlıca kapitalist ülkeleri geride bıraktığını ifade ederken, aynı zamanda SSCB'nin komünizmin birinci evresinden ikinci evresine geçişin ilk koşulu olan malların bolluğunu sağlayacak nüfusta kişi başına düşen tüketim konusunda başlıca kapitalist ülkeleri ekonomik açıdan geçmenin gerekliliğine değindi. Stalin'in öngördüğü bir şey de Sovyet komünizminin kurulması döneminde Sovyet Devletinin varlığının gerekliliğiydi. Kapitalist kuşatmanın sosyalist kuşatma ile ezilebileceği döneme kadar, SSCB'nin varlığını sürdürebilmesi ve yabancı askeri saldırılardan korunması için ordu, ceza ve istihbarat organları hala gerekliydi. Sovyet devleti yakın gelecekte bozulup dağılmayacak ancak, içişlerinde ve uluslararası plandaki gerekliliklerle uygunluk taşıyacak değişikliklerden geçecektir.

Engels'in, komünizmle devletin yokolacağı önermesi Stalin tarafından genişletildi ve devletin ancak komünizmin büyük ülkelerdeki zaferiyle devletin söneceği sonucuna vardı; ama dünyada böyle bir durum sözkonusu değildi. SSCB Ulusal Ekonomisinin Gelişimi İçin 3. Beş Yıllık Plan konusundaki raporunda Molotov yeni planı özellikle sınıfsız sosyalist toplumu kurma görevine ve sosyalizmden komünizme kademeli geçiş görevine bağladı. Kollektivizasyon, 2. Beş Yıllık Plan döneminde Sovyet toplumunun son sömürücü sınıfı olan kulakları iktisadi açıdan ortadan kaldırdı. Böylece üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet kalkmış, yerine Ekim Devrimi'nde yaratılan devlet mülkiyeti ile birlikte varolan kollektif çiftliklerin kurulmasıyla yaratılmış kooperatif mülkiyet ilişkileri geçmişti. Komünizmin ilk aşaması SSCB'de kurulmuştu. 3. Beş Yıllık Plan bütünüyle komünizmi kurmak için büyük bir adım oalrak görülmeliydi. Molotov daha sonra SB'nde varolan sosyal sınıflar üzerinde durdu. Devlet teşebbüsleri ile kollektif çiftlikler arasındaki mülkiyet ilişkilerindeki farklılıklarlın doğasına uygun olarak iş.i sınıfı ile (daha yeni yeni oluşmuş sosyalist aydınlar kümesi ile olduğu gibi) kollektif çiftlik köylülüğü arasında sosyal farklılıklar kendini dayattı. Komünist topluma geçişte işçi sınıfı önder rolü oynayacak ve kollektif çiftlik köylülüğü de aktif bir rol oynayacaktı. Bu sınıfların en ileri ve geri kesimleri arasındaki ayrıma dikkat çekerek Molotov nüfusun büyük bölümünün toplumun ve devletin genel çıkarlarını yeni bir toplum kurma davasının özel çıkarları üzerinde görürken, devlette yarar sağlamaya çalışan kesimlerin varolduğu gibi, köylülüğün bazı kesimlerinin de kendi kollektif çiftliklerini ve kişisel çıkarlarını daha fazla düşündüklerine işaret ediyordu. SB için birçok başarıyı garanti eden teknik normları kuran ve üretim gücünü arttıran, 2. Beş Yıllık Plan döneminde ortaya çıkmış fabrikalardaki Stehanovcu hareketti.

18. Kongre'de yaptığı konuşmada Devlet Planlama Komisyonu Başkanı N.A. Voznesenski, komünist inşa programını ekili kılabilmek için gerekli olan beş temel görev ortaya koydu: 1) üretici güçlerin SSCB'nin en ileri kapitalist ülkeleri ekonomik olarak geçebilecek bir duruma getirilmesi; 2) üretim gücünün ihtiyaca göre dağıtımın temelini oluşturacak SB'nde bir ürün bolluğu yaratacak şekilde yükseltilmesi; 3) kır ile kent arasındaki çelişkilerin ortadan kaldırılması; 4) kafa ile kol emeği arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmak için işçi sınıfının kültürel ve teknik düzeyinin, mühendislik ve teknik alanlardaki işçilerin düzeyine çıkarılması; 5) sosyalist devletin kapitalist kuşatma altında komünizmi inşa etmenin yeni biçimlerinin geliştirilmesi.

Komünizme geçiş döneminde toplum ve devlette yapılması gereken değişikliklerin bir taslağını sunarken Voznesenski'nin tarımdaki üretim ilişkilerinin radikal yeniden inşası sorununu gözardı etmemesi dikkat çekicidir. 1934 yılındaki SBKP(B) 17. Kongresi'nde Stalin, topluluk mülkiyeti temelinde olan kollektif çiftliklerin sosyal mülkiyet üzerine kurulmuş komünlere dönüştürülmesinin başarısının ve toplumdaki ürünlerin bolluğunu sağlayacak en gelişmiş üretim tekniklerinin geliştirilmesinin aciliyetine değinmişti. Yaptığı anlamlı bir yorumda Voznesenski, sosyalist toplumu inşa etmenin tamamlanması, komünizme geçiş, kapitalist ülkeler seviyesini yakalayıp geçme görevlerinin 3. Beş Yıllık Plan döneminin sonrasına sarkacağı önermesinde bulundu. Kaldı ki, SB'ne sosyalizmi kurması için 20 yıl yetmişti ve komünizme geçiş tarihsel boyutta daha kısa bir sürede gerçekleşecekti.

Molotov Kongre'de konuşmasının bitiş bölümlerinde ciddi bir koktaya değindi. En ileri kapitalist ülkeleri geçme perspektifi kurulmuş olsa da, SB'nin ekonomik alandaki eksiklerinin de farkında olmak gerçekten de önemliydi: Sovyet Rusyası'nda çalışan kitlelerin durumu daha da iyileşmişti ve bu gelişme 3. Beş Yıllık Plan döneminde devam edecekti; ama Batıyı üretim tekniğinde geçen ülkenin kişi başına düşen sanayi üretiminde hala geri olduğu görülmesi gereken bir noktaydı.

18. Kongre'de taslağı çizilen perspektifler birçok değişik dallara ayrılmıştı. Bunlar, parti programının yeniden yazılmasını zorunlu kılıyordu. Resmi olarak işleyen mevcut program devrimden birbuçuk yıl sonra 1919'da yapılmış 8. Kongre'de kabul edilmişti. Yeni bir program, önceden görülen 'tam sosyalizm' ve 'tam komünizm'e varmak için izlenecek yola ek olarak Savaş Komünizmi, NEP, kollektifleştirme ve sanayileşme döneminde kaydedilen yolu hesaba katmak zorundaydı. 1919 programı haklı olarak üretim araçlarının Sovyet Cumhuriyeti işçi sınıfının sosyal mülkiyetine dönüştürülmesini gerektirmişti. Tarım alanında geniş ölçekli toplumsallaştırılmış tarım için komünlerin kurulması başarısına ulaşılmıştı. Sınıfların yokedilemsi talebi açık olarak köylülüğün bir sınıf olarak sonuna işaret etmişti. Yeni bir program, kollektif çiftliklerin topluluk mülkiyetinin bütün toplumun sosyal mülkiyeti haline getirilmesi gibi ince bir sorunla dürüstçe yüzyüze gelmek zorundadır. 18. Kongre, tasarlanan Parti üçüncü programının taslağını çıkarmak sorumluluğyla 27 kişilik bir komisyon tayin etti. Komisyon üyeleri arasında Stalin, Molotov, Kaganoviç, Jidanov, Beria, Voznesenski, Vişinski, Kalinin, Malenkov, Manuilski, Kruşçev, Mikoyan ve Pospelov gibi isimler vardı.

Komünist inşaya yönelim, yeni toplumun teknik ve maddi temellerini yaratma hedefine ulaşmak için Sovyet planlamasının uzun dönemli yeniden şekillendirilmesi anlamına geliyordu. SSCB Sosyal Bilimler Akademisi ve Gosplan üeyleri ile yapılan konsültasyonlardan sonra, Vozensenski özellikle Sovyet ekonomisinin özenli geliştirilmesi konusunu işleyen Devlet Planlama Komisyonu'nun genişletimiş bir oturumunu 1939 Haziranında düzenledi. Gosplan, Angarsk hidroelektrik kompleksinin inşası, Hazar Denizi'nin seviyesinin yükseltilmesi ve Volga nehrinin kuzey nehirleri ile birleştirilmesi konusundaki perspektiflerinin genişletilmesi ve çözülmesi sonucuna vardı. Bu gelişmeler Lenin'in elektrifikasyonun komünist toplumun kapılarını açacağı öngörüsünü akla getiriyor. Komünizm, diyordu Lenin, Sovyet gücü ile bütün ülkenin elektrifikasyonunun bileşimidir. Lenin, Goelro(?) çerçevesinde 10-15 yıllık bir döneme yayılacak bir perspektif planının genişletilmesinin gerekliliğine değindi. Gosplan'a uzun dönemli ekonomik olanın inşa edilmesini sağlamak için ihtiyacı olan bilimsel beceriler topluluğunu güçlendirmek amacıyla içinde SSCB Bilimler Akademisi üyelerinin de bulunduğu bir grup akademisyen Gosplan altında bulunan Bilim-Teknik Uzmanlar Meclisi'nin çalışmalarında taslak planı hazırlamak için yer aldılar. Birbuçuk yıl içerisinde Gosplan, 3. Beş Yıllık Plan'ın sınırlarını aşan sorulara yol açan uzun dönemli planın perspektiflerini hazırladı. Bu nedenle Voznesenski Gosplan'ın 1940 Eylülündeki toplantısında okunan bir taslak notu Stalin ve Molotov'a verdi. Üretici güçleri inşa etme seviyesinde sınıfsız bir sosyalist toplum ve komünizmi kurmak için hazırlanan uzun süreli ekonomik planın merkezi sorunu; demirli ve demirsiz metalurji sanayinin inşası, demiryolu ulaşımının yeniden inşası, Kubişev Soliamsk ve Angarsk hidroelektrik komplekslerinin yapımı, Baykal-Amur demiryolu hattının döşenmesi, SSCB'nin kuzey bölgelerinde petrol ve metalurji tesislerinin oluşturulması, ve ülkenin her bülgesinin kendi içinde gelişmesiydi. Voznesenski notunda, Merkez Komitesi'ne 1941 yılı sonuna kadar sunulacak 15 yıllık genel bir ekonomik plan hazırlanması için Gosplan'a izin verilmesi talebinde bulundu. Yeni sanayi komplekslerini enerji ve hammadde kaynaklarına yakın yerlerde kurmak ve böylece imalatın değişik aşamalarında ve son ürünün hazırlanmasında işgücünün ihtiyatlı kullanılmasını içeren ve üretici güçlerden daha iyi yararlanmayı sağlayan uzun dönemli perspektif planıyla sıkıca bütünleşmek, bölgesel planlama açısından yeni bir yaklaşımdı. Voznesenski, tüm ekonomik bölgelerde devlet planının icraatını ve ekonomik bölgelerdeki sanayi komplekslerinin gelişimini denetlemekle sorumlu olan Gosplan Komiserleri Enstitüsü'nü kurmayı sağladı. Gosplan komiserlerine her ekonomik bölgede sanayi petrol tesislerinin yaratılması, elektrik kaynakları sağlanması, gereksiz ulaşım mesafelerinin ortdan kaldırılması, yerel gıda kaynaklarının seferber edilmesi ve ekonomik kaynakların ekonomik alanda ortaya çıkarılması yönleriyle 3. Beş Yıllık Plan'ın icraatına özel ilgi göstermekle görevlendirilmişlerdi. Gosplan şemasında, ülkenin değişik bölgelerindeki ekonominin gelişimi ile uğraşacak yeni bölümler oluşturulmuştu.

7 Şubat 1941'de Gosplan, Voznesenski'nin beş ay önce Stalin ve Molotov'dan 15 yıllık ekonomik plan geliştirme izni talebine olumlu yanıt aldı. SBKP(B) Merkez Komitesi ve Savnarkom o zaman yıllık pig demir, çelik, petrol, eleektrik, makina, diğer üretim araçları ve dirimsel araçlar üretimi açısından kapitalist ülkeleri geçmek için Gosplan tarafından hazırlanan perspektif palnını resmi olarak onayladı. Bu üretim örgütlenmesini ilerietmek için ülkenin tabii refahından en iyi yöntemlerle yararlanılmasını sağlamak iiçin SB'nde bilim ve teknolojinin bağımsız gelişimini gerekli kıldı. Buna ek olarak ulusal ekonominin, ekonomik bölgelerin ve üretimin tempo ve çapının temel kollarının geliştirilmesinin önceden tasarlanmasını talep ediyordu. Genel plan, sosyal ve politik ilişkilerdeki, toplumsal görevlerdeki, işçi ve kollektif çiftlik çalışanlarının teknik ve mühendislik sektörlerinde çalışan işçilerin seviyesine getirilmesinde kullanılan yöntemlerdeki değişiklikleri tayin etmek zorundaydı (bu Lenin'in 'Proletarya Diktatörlüğü Döneminde İktisat ve Siyaset' adlı makalesinde değindiği uyarılara paralel olarak sınıfların yokedilmesi ve sanayi işçileri, aydınlar ve kollektif çiftlik çalışanları arasındaki farklılıkların ortadan kaldırılmasını kolaylaştıracaktı).

Perspektif palnı üzerindeki çalışma iki aşamaya ayrılmıştı: 1941 Ocak ve Mart ayları arasına, ve aynı yılın Nisan ve Haziran ayları arasına. Verildiği talimata uygun olarak Gosplan aygıtı 1943-57 dönemi genel planının prototipi iki cilt olarak hazırladı. Bu proje, sosyalist ekonominin gelişme ve 15 yıl içinde büyüyerek bir komünist ekonomiye dönüşmesi perspektifinden doğan sorunları çözmek için ilk denemeydi. Devlet Planlama Komisyonu'nun oluşturulmasına yol açan Lenin'in kararnamesinin 20. yıldönümü olan 22 Şubat 1941 tarihinde Pravda yeni 15 yıllık plana geniş bir şekilde yer veren bir dizi makale yayınladı.

Nazi istilası, komünizme geçişi sağlayacak projeleri etkiledi. Savaşların sona ermesiyle, savaş öncesi plan ve projelerin yaniden başlamasına tanık olundu. Mart 1946'da Yüce Sovyet'e Voznesenski tarafından sunulan 1946-50 Dönemi Beş Yıllık Plan Üzerine Rapor ve Beş Yıllık Plan Döneminde Yasa, SBKP 18. Kongresi'nde açıklanan sınıfsız sosyalist toplumun inşası ve komünizme kademeli geçiş için gelişimin yolu ve çalışmaların yeniden başlamasına damga vurdu. Plan, nüfustaki kişi başına düşen üretim hacm, açısından başlıca kapitalist ülkeleri yakalamak ve geçmek için düzenlenen savaş öncesi adımların bir devamı olarak sörülüyordu. 1946 Eylülünde Stalin komünizmin tek ülkede inşasının mümkün olabileceği tezini tekrar etti. Bir yıl sonra, 1947'de Malenkov Kominform'un S. Poremba'daki kuruluş toplantısında, partinin mevcut programının zamanının geçmiş olduğunu, yeni bir programla değiştirilmesi gerektiğini söyleyerek SBKP(B) MK'nin yeni bir parti programı hazırlıkları üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Bu gelişmelere paralel olarak giden, komünizmin iktisadi temellerini atmak için ekonomik plan hazırlama çabalarıydı. 1947 yılı ortalarında Voznesenski bu sorunu MK'ne sunarak böyle bir planın zorunluluğunu birkaç nedenle savundu: öncelikle bu plan SBKP(B) yeni programının hazırlıkları ile doğrudan ilişkili olduğu gibi, programın temelini oluşturacak yürütülecek somut planlarla da ilişkiliydi; ikinci olarak, üretici güçleri genişletecek ve büyük inşaların (demiryolu hatları, hidrielektrik santraller, metalurji) görevleri Beş Yıllık Plan'ın sınırlarını aşıyordu. Kapitalist ülkeleri yıllık üretim hacmi konusunda geçmeyi amaçlayan genel planın savaş öncesi amaçları tekrarlarken, Voznesenski SSCB'de komünizmin inşası için 20 yıllık bir plan önerisinde bulundu. Stalin'in Gosplan'a 20 yıllık bir plan hazırlayıp 15 Ocak 1948 tarihine kadar sunma sorumluluğunu veren Parti MK ve Bakanlar Kurulu karar taslağını onaylaması talep edildi. Bu yetki 6 Ağustos 1947 tarihinde teyit edildi.

Genel ekonomik planın taslağının çıkarılması için yapılan faaliyetlerin ölçüsü, planın değişik yönleriyle hayata geçirilmesi için ekonomi yöneticilerinin, bakanlık uzmanlarının ve akademik özel görevlerinin katılımına sahip olan Gosplan Başkanlığı altında oluşturulan 80 alt komisyonun kuruluşu gerçeğine bakılarak yargılanabilir. Gosplan 1947 sonbaharında Akademi Bilimleri Ekonomi Enstitüsü şemasını yeniden inceledi ve Enstitünün çalışmasını Sovyet ekonomisinin sorunlarıyla yüzyüze getirmeye yönlendirerek değişiklikler yaptı. 1948 yılında Gosplan, Bilimler Akademisi, yerel parti ve Sovyet organları ülkenin değişik bölgelerinin üretici güçlerini incelemek amacıyla konferanslar düzenledi; Kuzey-Batı Merkez Siyah Dünya, Kuzbass, Kazakistan, Doğu Sibirya ve Uzakdoğu bölgelerine özel ilgi gösterildi. Bu hazırlıklar temeli üzerinde, ülkenin ekonomik kollarının ve SB'nin farklı ekonomik bölgelerinin perspektif planı formüle edildi. Gerekli bilanço hesaplamaları, diğer materyaller ile birlikte Sovyet hükümetine ve SBKP(B) MK'ne sunulmak üzere 1951-1970 dönemi Genel Planı üzerine bir rapor hazırlandı. Voznesenski tarafından yönetilen Özel Komisyon 1948 Eylülünde Genel Plan hakkındaki başlangıç tezini inceledi.

Her ne kadar komünizme geçiş SBKP(B)'nin merkezi bir sorunu olarak kalmaya devam etmişse de, enerjik başlangıca rağmen 20 yıllık Genel Plan tamamlanamayacaktı. Bunun nedeni, Gosplan Başkanı olarak Voznesenski'nin, sosyalist ekonomiyi tehlikeye atacak derecede, Sovyet ekonomisindeki meta-para ilişkilerini haddinden fazla kullanma girişimlerinde bulunmasıdır, ki bunun sonucunda görevden alınmıştır. Bununla birlikte biz Voznesenski'nin biyografisini yazan K.K. Kolotov'un çabaları yoluyla ulaşan, Voznesenski'nin komünizme geçiş konusundaki görüşlerini kesinlikle dikkate değer buluyoruz. 20 yıllık planın gerçekleştirilmesi, içinden çıkılmaz bir suretle, komünist toplumun temellerini atmada Voznesenski'nin düşünceleri ile birleştirilmişti. Voznesenski komünizmin kurulması için gereken kanunları ortaya çıkarmayı, üretici güçler ile üretim ilişkilerini birbirine bağlamanın yöntemini bulmayı kendi görevi olarak gördü. Gosplan işçileri ile son tartışmalarında Voznesenski, bir bölümünün değişik sosyal formasyonlar için geçerli olduğunu ve bir bölümünün de özellikle belli sosyal formasyonlar açısından geçerli olduğu her sosyal formasyonun kendine has iktisadi yasaları olduğunu savundu. Her sosyal formasyonun kendi temel iktisadi yasaları vardır. Komünist inşanın iktisadi yasalarını ortaya koymak önemliydi, ki bu yasalar sosyalizmin üretim ilişkilerinin komünist toplumun üretim ilişkilerine dönüşümünün yollarıydılar. Üretici güçlerle komünist üretim biçiminin üretim ilişkileri arasındaki olası çelişkileri ve bu çelişkileri çözümlemenin yollarını açıklamak zorunluydu. Bu önemli sorunlar 1951 Kasımında yapılan ekonomi tartışmalarında, Stalin'in yorumlarında tartışma için yer verdiği sorunlardı.

Komünist inşa Genel Planı günışığını görmeyip yok olurkeni Gosplan'ın savaş öncesi çalışmalardan ortaya çıkan ve sanayinin elektrifikasyonu, makinalaşma, otomatikleşme ve kimyasallaşmasından meydana gelen SB'deki üretici güçleri genişletmek için tasarlanan bir kısım proje yürürlüğe girdi. Alüminyum, magnezyum ve alaşımlarında olduğu gibi demirli ve demirsiz metallerde elektro-kimya, elektro-metalurjideki gelişimle ulusal ekonominin bütün kollarında elektrifikasyon planlandı. Benzin ve lokomotif ekonomisi açısından demiryolları ulaşımının elektrifikasyonu çok cazip görünüyordu. Tarımda elektrik hayvancılık, hasat ve sulama alanlarının mekanikleştirilmesinde yagın olarak kullanılacaktı. Bu bakış açısına paralel olarak SBKP(B) 19. Kongresi'nin direktifleri 1951-55 dönemi için yüzde 80'lik elektrik artışına tedarikli bulunuyordu. Ekonomide elektriğin yaygın olarak kullanımı, dönemin icraatlarının merkezi bir özelliğiydi. Komünist inşa için yapılan muhteşem çalışmalarına yılda yaklaşık 20.000 kilowatt saat elektrik üretmek için düzenlenen Kuibyshev ve Stalingrad hidroelektrik santrallerinin yapımı da dahildi. Yılda 20.000 kilowatt saat elektrik üretimi de SSCB'nin savaştan önce ürettiği toplam elektrik miktarının yarısına eşitti.

Kısa sürede beklenen komünizme geçiş için üretim ilişkilerinde olması gereken değişiklik sorunları Stalin'in son temel eserinde ana hatlarıyla işlnemişti. Yneiden üretimin geniş geniş bir ölçüde gerçekleşebilmesi için üretim araçlarının üretiminin nisbeten artmış bir oranda yaygınlaşmasının gerekliliğini açıkladıktan sonra Stalin, üretim ilişkilerinin üretici güçlerin büyümesine uyarlanmasının gerekliliğini savundu. Özellikle tarım alanında olmak üzere ulusal ekonominin bütününe ve devlet planlamasının tam olarak gelişimine engeller oluşturarak, kollektif çiftliklerin topluluk mülkiyeti ve meta dolaşımı gibi faktörler şimdiden üretici güçlerin büyük gelişimine engel teşkil ediyorlardı. Çelişkileri ortadan kaldırmak için kollektif çiftlik mülkiyetinin kamu mülkiyetine kademeli olarak dönüştürülmesi ve meta dolaşımı yerine ürün-mübadelenin kademeli olarak başlatılması gerekliydi.

Stalin'in ölümünden sonra, üretici güçleri geliştirme ve komünizme geçişle uygun olan üretim ilişkilerinin yeniden bütünüyle planlanması programının tahrip edildiğini söylemeye gerek yok. Meta dolaşımının yerine ürünlerin mübadelesinin getirilmesi perspektifi yok edildi. 'Komünist inşa' için yeni program açıktan meta-para ilişkilerinin gelişimi çağrısında bulundu. Topluluk mülkiyeti, kollektif çiftlikler ve meta dolaşımı ortadan kaldırılmayacak, tam tersine korunacaktı. SBKP(B) şimdi sosyalizm altında sınıfların ortadan kaldırılması, fabrika işçileri ile küylüler, kafa ile kol emeği arasındaki çelişkilerin ortadan kaldırılması olan kendi Leninist anlayışından uzaklaşıyordu.

SBKP(B) tarihi, sınıf bakış açısını ve eski SB'nde gerçek bir Komünist Parti kurulacak ise proletaryanın bir zorunluluk olduğu Marksist-Leninist yaklaşımının savunulmasının gerekliliğine yaklaşım sorununa bakışının netliğini onaylamaktadır. Komünist toplumu kurma yolunda sınıfların ortadan kaldırılmasının ve sosyalizm alrında meta üretiminin ve mübadelenin kesin öncel koşulu olan proletarya diktatörlüğünün ancak bu temel üzerinde kurulması mümkündür.

(Modern Komünist Öğretiyi Oluşturma Merkezi'nin 8-10 Kasım 1996 tarihleri arasında düzenlediği Uluslararası Bilimsel-Pratik Konferansı'na sunulan 'Modern Komünist Harekette Sınıf Analizi' konulu belge.)

Par allblog - Publié dans : allblog
Ecrire un commentaire - Voir les 0 commentaires
Jeudi 20 septembre 2007 4 20 /09 /Sep /2007 22:23

L.M.Kaganoviç’in ölümünden sonra, 1996 yılında yayınlanan ‘Derleme Notlar’, Sovyet tarihinin bir çok tartışmalı dönemine açıklık getirdi. Aşağıda, kitabın Malenkov, Kaganoviç ve Molotov’un ‘anti-parti gurubunu’ içeren kısmını yayınlıyoruz. Adı geçen liderlerin 1957'de SBKP Merkez Komitesinden ihraç edilmeleri, ki bu Kruşçev’in piyasa-sosyalizmi politikalarının kararlı bir zaferinin temellerini hazırlamıştı, SSCB tarihinin dönüm noktasıydı. Krizin gerisindeki bir çok ekonomik ve politik meselelere bu yazıda değinilecek. Bilindiği üzere, 1955’de merkezi planlamadan ‘koordine edilmiş planlamaya’ geçilmesiyle Sovyet planlamasında büyük bir değişim yaşandı.

Anlaşılıyor ki, Kruşçev, devlet planlama kurumlarının her hangi bir hazırlığı, parti ve devlet kurumlarına önceden haber vermeden, ABD’yi tarım alanında aşmayı Sovyet partisinin ve Devletin yeni bir temel görevi olduğu kararını kamuoyuna ilan etti. Molotov ile Kruşçev arasındaki ayrışım aynı zamanda süregelen işlenmemiş topraklar programının miktarı üzerinde de mevcuttu. Partinin, Yugoslavya ile daha yakın devlet ilişkisinin yeniden yapılandırılması istemi konusunda Molotov lider kadrodan tamamen dışlandı. Kaganoviç, Kruşçev’in parti kararınında ötesine giderek ısrarla Yugoslavlarla daha yakın ilişkiye geçmesi konosunda bizi bilgilendiriyor. Pekçok detay Kruşçev'in kişisel ve keyfi tutumunu gözler önüne seriyor. Bu, bir konudan diğerine demokratik parti işleyiş normlarına aldırış etmez Kruşçev’in uluslararası ölçekte demokrasi ve kollektif liderliğin tapınan kişisi olarak sunulmasından dolayı bir ironidir. Parti presidyumun büyük bir çoğunluğunun 1957’de Kruşçev’in Partinin lider kadrosundan çıkarılması konusunda ikna etmeye yönelten de buydu. Bu, halen anlaşılması güç olan bir gerçeği, hem liberalizasyon sürecine ayak direyen Molotov ve Kaganoviç gibi Parti prezidyumun sol kanat liderliğinin, hem de Beria ve Kruşçevle ortak çalışan ve Stalin’in ölümünden hemen sonra zorlu bir çalışmaya girerek arayı yumuşatan en aleni sağcılardan Malenkov’un en başta gelen hedef olarak Kruşçev’i görme nedenlerini izah ediyor.

Bu nedenle, tüm olabilirliğiyle, Molotov'un anılarında defalarca belirttiği üzere, Presidyumun büyük çoğunluğunun ileriye dönük bir planı yoktu. Onlar yanlızca Kruşçev’in tasfiyesi ve onun Tarım Bakanlığı”na atandırılmasıyla ilgiliydiler.

Presidyum toplantısı Bulganin’in başkanlığı altında 4 gün boyunca Kruşçevi tartıştı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin en yüksek organı olan Presidyum’un bilgisi olmaksızın, Kruşçev Parti Merkez Komitesi üyelerini gizlice Moskova’ya çağırdı. Ordu ve Devlet güvenlik organları Merkez Komite üyelerini uçakla Moskova’ya gönderdi. Devlet Güvenlikten Serov, ordudan Zhukov ve Konev, merkez komite üyelerinin Sverdlov binasında toplanması organizasyonunu düzeneyenler arasındaydılar. Kenov, Presidyum üyelerinin Merkez Komite Plenium’una tutanakları rapor etmesini isteyen delegasyona izin verdi. Zhukov, salona giren Kruşçev’e eşlik ediyordu. Bu, Molotov, Kagonoviç, Şepilov ve Malenkov’un SBKP’nin presidyumundan tasfiye edildikleri Merkez Komitesi toplantısının başlangıcıydı. Kaganoviç, Kruşçev’in kendi egemenliğini pekiştirdiği önceki raporların metodlarını teyid ediyor ve ayrıntılarını veriyor. Şu açıkki, orduyu ve devlet güvenlik organlarını içine alan SBKP presidyumuna karşı fiili bir darbe yapılmıştı.

'Anti-parti grup', 29 Haziran 1957’de toplanan Merkez Komitesi kararında ‘anti-parti grup’ SBKP’nin 20.Kongresinde selamladığı yönelime sürekli muhalefet ettikleri şeklinde gösterildiler.

Gurup,ekonomik polıtıkalar alanında, sanayi yönetiminin reorganizasyonuna, merkezi planlamanın sonu olarak gördüğümüz ekonomik bölgelelerde ekonomi konseylerinin kurulmasına engel olmaya çalışmakla suçlandı. Onlar, köylülüğe yönelik olan maddi teşvikin artırılmasına karşıydılar ve meta-para ilişkisinin genişletilmesine husumetle bakıyorlardı. Kollektif çiftliklerin toplu mülkiyeti konusundaki planlamanın gevşetilmesine karşı çıktılar. Dahası, kişi başına süt, yağ ve et üretiminde ABD’nin geçilmesi ve işlenmemiş topraklar programının geliştirilmesi için benimsenen muhafazakar yaklaşıma muhalefet etmekle suçlandılar. Dış politikada, gurup, uluslararası arenada tansiyonu düşürmeye ve dünya barışını güçlendirmeyi amaçlayan yeni politikalara engel olmakla suçlandılar. Molotov, Sovyetlerin Yugoslavlarla olan ilişkisini güçlendirmeye yönelik yasa tasarısına muhalefet etme, uluslararası tansiyonun, özellkle Japonya ve Avusturya ile, yumuşatılmasını önlemek ve Sovyet liderliği ile diğer ülke devlet başkanları arasında kişisel ilşkilerin tesisi tavsiyesini red ettiği için hedefe kondu. Molotov, mevcut koşullar altında savaşların önlenmesi ihtimali düşüncelerine ve farklı ülkelerde sosyalizme geçişte farklı yolların olabilirliliği fikrine karşı koymakla suçlandı.

Derhal açığa çıkan şey şuydu, Molotov, Kruşçevcilerin yeni yönelimlerinin temelleriyle kesin bir uzlaşmazlık içinde olmakla suçlanıyordu. Şu açıkça görülüyordu, Molotov o dönemde Kruşçev’in politikalarına muhalifti ve bunda Kaganoviç’in büyük bir ölçüde ve Parti presidyumunun büyük bir çoğunluğunun kısmi desteğine sahipti. Molotov’un Sovyet revizyonizmine karşı mücadelesinin içeriği ve tutarlılığının kapsamlı bir değerlendirilmesi için, 1957 Haziranında toplanan Merkez Komitesi genişletilmiş oturumlarının stenografik raporlarının ve Molotov’un SBKP lider kadrosuna gönderdiği mektuplar ve eleştirilerin detaylı bir şekilde incelenmesi gerekiyor.

1957 Haziran olaylarının ekonomi politikalarına etkisi neydi? Molotov ve Kaganoviç’in tasfiye edilmelerinden bir ay önce sosyalist sanayinin ürünlerinin planlı tahsisatı sistemi yürürlükten kaldırılmış ve Gasplon Sovyet sanayi ürünlerinin satışı için bir dizimerkezi satış kurumları kurdurmuştu. ‘Anti Parti Gurup’un tasfiyesinden 3 ay sonra, Sovyet teşebbüslerinin karlılık temelinde işletilmesi beklentisine yönelik kararlar kabul edildi. Bu politiklarla üretim araçları şimdi devlet sektöründe metalar olarak dolaşıma sokuldu. 1958’de SSCB’de meta dolaşımı alanının kütlesel olarak genişlemesinin bir sonucu olarak Makine Traktör Istasyonları’nın Tarım Makinaları, kollektif çiftliklere satıldı.

SBKP'nin 1961'deki 22. Kongresi’nde Kruşçev, Molotov, Kaganoviç, Malenkov, Şepilov ve hatta Voroşilov’a yeniden saldırmaya başladı. 1957 Haziranında Parti Merkez Komitesi kararıyla çelişen Kruşçeç, şimdi başlıca ekonomik ve politik sorunlarda uzlaşmaz çelişkilere girmekten kaçındı. Kruşçev silahını özellikle bireyin kutsanmasını mahkum etmeyi, parti içi demokrasinin gelişmesine yardımcı olmayı, yetki kullanımında tüm suistimalleri mahkum etmeyi ve düzeltmeyi ve tüm bu baskıcı uygulamalardan sorumlu olanları açığa çıkarmayı amaçlayan Parti çizgisine karşı 'azgınca direnen' Molotov gurubuna yöneltti. Kruşçev bu kurnazlıkla, SSCB’de yerleşmiş olan karşı devrimi kafa karışıklığı yaratarak bulmaya çalıştı.

Sovyetler Birliğinde ve halk demokrasilerinin yaşandığı ülkelerde sosyalıizmden geri dönüşün uç verdiği 1955-57 yılları arasında uluslararası komünist hareketten, Molotov, Kaganoviç ve Şepilov’a hiçbir destek gelmemesi büyük bir talihsizlik olarak değerlendirilmelidir.

Enver Hoca tuttuğu siyasi günlüğünde Sovyet Reviztonizmine karşı, Çin Komünist Partisinin ‘şaşırtıcı’ ani karar değişikliğinin altını çiziyor. 15 Eylül 1964’e girerken (!), Moskova’da 1957 yılında yapılan toplantıyı şöyle değerlidiriyor:

‘Yoldaş Mao, Kruşçevi açık bir şekilde desdekledi ve övdü; doğrusu O, ‘Molotov’un Anti-Parti gurubunun’ mahkum edilmesini onayladı ve Kruşçev grubuyla tam bir birlikteliği destekledi.'

Molotov gurubunun yenilgisinden ve 1957 Haziran olaylarını tekrar ayrıntılı olarak inceledikten sonra, Kruşçevciler adlı eserinde Enver Hoca şu notu düşüyordu:

'Kimse onların ardından ağlamadı, kimse üzülmedi onlar için. Onlar devrimci ruhlarını kaybetmişlerdi, artık Marksist-Leninist değillerdi yanlızca Bolsevizmin cesetleriydi. Onlar Kruşçev’le birleştiler ve Stalin ve O’nun çalişmalarına çamur atmasına izin verdiler; birşeyler yapmaya çalıştılar, ama bu parti çizgisinde değildi, çünkü onlar için de artık parti yoktu.’

Tabi şu da bir gerçek ki, gerek partideki bölünmeyi gerekse de kendisinin tasfiye edileceğini gören Molotov, 1956 SBKP 20inci kongresinde sessiz kaldı. Ancak şu da bir gerçekki, bundan 4 ay sonra Enver Hoca SBKP 20inci Kongresinin ruh halinin heyecanlı ifade tarzıyla Arnavutluk Emek Partisi 3. Kongresi’ne sunulan raporda aktif olarak Stalin’in politikalarına saldırmıştı. Bunun ötesinde Enver Hoca, Molotov grubunun yenilgisinde Arnavutluk Emek Partisi’nin tutumunu hatırlama gereği duymadı. 4 Şubat 1957 AEP Merkez Komitesi pleneumundan sonra yayınlanan resmi bildiride şu ifade yer alıyordu; Enver Hoca’nın 29 Haziran 1957’deki SSCB MK’nın ‘anti-parti grup’la ilgili kararnamesine istinaden hazırladığı raporu duyduktan sonra, Plenum anti parti grubunu ve bu grubun hizipçi çalışmalarını oybirliğiyle kınadı.’

Çin Komünist Partisi (ÇKP), Molotov grubu parti liderliğinden ihraç edildikten sonra Kruşçeve destek dahi sunmuştu. 5 Temmuz 1957’de ÇKP’nin SBKP’ye yolladığı mesajda alınan karara ilişkin Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin birliğine ve güçlenmesine yardımcı olacak’ ifadesi yer alıyordu. Moskova’da düzenlenen Şubat Devriminin 40. yıl dönümü kutlamaları döneminden 4 ay sonra, Mao Zedung kamuoyuna Molotov grubunun tasfiyesinden duyduğu memnuniyeti belirtmiş ve bunu SBKP 20. Kongresi’nde başlatılan ‘pazar sosyalizmi’ girişiminin bütün alanlarına destekle ilişkilendirmişti. 6 Kasım 1957’de toplanan SSCB Yüksek Sovyet birleşik oturumda yaptığı konuşmasıyla bunu açıkça ifade ediyordu:

‘Çözülmesi gereken pratik görevlerde Marksizm-Leninizm’in, SBKP tarafından yaratıcılıkla uygulanması, Sovyet halkının inşa işini güvence altına almıştır. SBKP’nin 20. Kongresi’nde, Sovyetler Birliği’nin komünist inşası için arz olunan mücadeleci program buna iyi bir örnektir. SBKP Merkez Komitesinin, bireysel arzuların aşılması (?), tarımın geliştirilmesi, sanayi ve inşaat yönetiminin yeniden yapılanması, birleşik cumhuriyetlerin ve erel yönetimlerin güçlerinin genişletilmesi, parti karşıtı gruba karşı çıkılması, parti içi birliğin güçlenmesi, parti ve siyasi çalışmaların ordu ve donanma içersinde güçlendirilmesi konularında atılan tedbirli adımlar Sovyetler Birliği’nde yürütülen tüm ilerleme ve güçlenme girişimlerini daha da ileriye taşınmasına hizmet edecektir.’

Dünya çapında yaşanan sosyalizmden ve demokrasiden geriye dönüş, Marksistleri, modern revizyonizmin seyrinin ve kökeninin detaylı bir araştırılmasını yapmakla yükümlü kılmaktadır. AEP ve ÇKP Büyük Tartışma (Münazara) boyunca bu yönde muazzam bir yol katettiler. Bu ülkedeki komünist hareket, 1963’den sonra SBKP ve ÇKP arasında yaşanan açık polemiklere aşinadır. Halbuki, AEP’nin Büyük Tartışma’yı başlatan öncü girişimi çok az bilinmektedir.Sovyet revizyonizmine ilk kez doğrudan çatan, Moskova’da 1960 yılında düzenlenen Komünist Partiler toplantısında Enver Hoca tarafından yapılan konuşmadır. Bu, AEP’nin modern revizyonizmin tüm yelpazesine karşı yöneltiği çeyrek yüzyıllık sonu gelmez polemiklerin açılış töreniydi (Başlama vuruşuydu). Aynı zamanda şu da belirtilmelidir ki, AEP ve ÇKP’nin Kruşçev yönetimindeki SBKP’ne verdiği tavizler ve Marksistlerin Sovyetler Birliği’nde, halk demokrasisi olan olan ülkelerde, Çin ve Arnavutluk da dahil olmak üzere, ekonomik ve siyasi gelişmeleri analiz etmedeki başarısızlıkları, modern revizyonizmin derinlemesine anlaşılabilmesinin olanaklarını kısıtlamıştır. Bu, günümüze değin komünist hareket üzerinde negatif bir sonuç bırakmıştır. Bu tamamlanmamış teorik ve politik aydınlığa kavuşturma görevi, önümüzde duran çarpısmalarda komünisterin ideolojik olarak silahlanmaları için öncelikle ele alınması gereken bir görevdir.

Vijay Singh
(Referanslar)


XX. Kongre'den sonra parti işleyişinin gelişmiş olması gerekirdi fakat maalesef böyle olmadı.

XX. Kongre'den sonra Kruşçev'in daha önceki alçak gönüllülüğünden eser kalmadı. Bir laf vardır yaşapka kafasında eğreti durdu’. Artık kendisinin ‘Lider’ olduğunu sezmesiyle beraber, ilk önce Prezidyum'un toplantılarına özen göstererek hazırlanması son buldu. Kolektif işleyiş ciddi bir derecede zayıfladı, bundan da önemlisi, Parti'nin en temel politik ve ekonomik alanda denetlenmesi gafa uğradı. Örneğin, Kruşçev Gorky'e gitti ve toplantının birinde, Gorky’nin işçilerinin istekleri gereğince, hükümet borçlarının bütün ödemelerinin 20 yıllığına dondurulduğunu ilan ettiğini birdenbire öğrenmiş olduk. Daha sonra, bu karar telefonla yapılan bir oylamayla resmileştirildi fakat asıl anlaşma Kruşçev'in kendisi tarafından yapıldı.

Herkes bunun halkın kafasında yarattığı hoşnutsuzluğun ve devlete karşı uyandırdığı güvensizliğin farkındaydı.

Belli bir süre Kruşçev dış politika konusunda oldukça aktif idi. Böyle olması tabii ki çok iyiydi. Ben kendim ona tavsiyelerde bulundum -Lenin zamanından bu yana dış politika konusunda tek bir sorun dahi Politbüro olmaksızın karar verilmedi ve Stalin dış politikayla ilgili tüm konuları Politbüro'ya her zaman teslim eder, ve kendisi ilgilenir. Bundan dolayı, Stalin Merkez Komitesi'nin Birinci Sekreteri olarak kurallara uymak zorundaydı. Başlangıçta Kruşçev bu kurallara uydu fakat sonraları kasıtlı davranmaya başladı. Diplomasinin eşsiz bir uzmanı olarakteknikleri özümsediğini’ gösterdikten sonra, Kruşçev Dışişleri Bakanlığı'nın neredeyse tüm işlerinde, kendi değişikliklerini yaptırmaya başladı veya tamamen reddetti, özellikle Molotov Dışişleri Bakanlığı işinden kendi önerisiyle (barış politikasını titizlikle yerine getirdiği halde) alındıktan sonra.

Prezidyum'un Molotov'u desteklemediği tek bir konu vardı. O da Yugoslavya sorunuydu. Molotov Yugoslavya ile hükümet çizgisi doğrultusunda yeniden ilişki kurmaya engel oluyordu. MK Prezidyum'u mevcut parti ve ideolojik çizgi farklılıklarıyla devlet ilişkilerini yeniden kurma kararını aldı. Kruşçev MK direktiflerini ihlal ederek parti çizgisini aştı.

Genel olarak Kruşçev 'kudurdu' ve Prezidyum ile hiçbir ön anlaşma olmaksızın yabancılarla görüşmeler yapmaya başladı, yani yapılmış anlaşmaları ihlale kadar gitti. Birdenbire, Prezidyum Kruşçev'in hiçbir şeyi önceden kimseye danışmadan televizyonda dış işleri ile ilgili konuşma yaptığını öğreniyor. Bu, Parti'nin dış politikayı esaslı denetleme normlarının ciddi bir ihlaliydi. Politbüto, oldukça bilgili diplomatlara dahi önceden inceleme olmaksızın hiçbir zaman halka açık böyle bir konuşma ayrıcalığı vermedi ve burada; Kruşçev'in hatiplik sanatının yetersizliği, inceliğini biliyorduk. Yanlış yola sapacağından endişe duyuyorduk. Bu konuyu Prezidyum'da gündeme getirdik. Uzun ve ateşli bir tartışma oldu. Kruşçev, mevcut pratiği izleyerek gelecekte böyle bir şeyin olmasına izin vermeyeceğine söz verdi. 1957 olayları ve Prezidyum’un yeniden düzenlenmesinden sonra, Kruşçev ‘edebi asistanların’ yaptığı işi, ‘modern robotların’ yazdıklarını, hakim kişi olarak dili yoruluncaya kadar okuyor, sonra da beyni dinlendiriyordu.

Fakat Kruşçev'in en göze çarpan örgütsel 'yeteneği' devlet araçlarının yeniden düzenlemesi döneminde kendisini gösterdi. Bu yeniden düzenlemeyi burada detaylı anlatmayacağım, çok iyi biliniyor zaten. Bütün bakanlıklar dağıtıldı ve Halk Ekonomisi Konseyi kuruldu. Halk Ekonomisi Konseyi fikri, bakanlıklar -sayıları düşse dahi- dağıtılmasaydı, ve eğer Halk Ekonomisi Konseyleri; teritoryal, Cumhuriyet ve eyalet merkezlerine sıkı sıkıya bağlı olsaydı ve belli bir grup teşebüscüyü kendi kontrolü altına alsaydı, yararlı olurdu. Özellikle en geniş anlamda ele alırsak yerel sanayide yararlı olurdu. Fakat, eğer başlangıçta Halk Ekonomisi Konseyi'nin biçimi bölgelerinkine uysaydı, kısa bir süre sonra kopuş aynı şeyden başlardı.

MK Prezidyum'unun bazı üyeleri SSCB Yüksek Halk Ekonomisi Konseyi'ni kurmayı önerdiler. Kruşçev ilk önce bütün reformları ‘tutucu direniş' ilan etti, sonra RSFSR Halk Ekonomisi Konseyi'de dahil Cumhuriyetlerin Halk Ekonomisi Konseyi'ni kendisi kurmaya başladı. Daha sonra, Halk Ekonomisi Tüm-Sovyetler Konseyi kuruldu. Her birinin içinde sektörel ve teritoryal organlar kuruldu, bu geniş kapsamlı ve sürekli bir yeniden düzenlemeydi. Daha sonra, bu sanayide uzmanlaşma sürecinin, aynı zamanda, kaldırılan bakanlıklar yerine geçebilecek bir örgütlenme gerektirdiği açığa çıkınca, sektörel komiteler kuruldu. İlk etapta, Gosplan çerçevesinde kuruldu ve sonra bakanlıklarla hemen hemen aynı güce ve işleve sahip olan bağımsız Devlet Komiteleri olarak kuruldular (ve daha büyük bir gösteriş için, bir bakanlık terminolojisi adı altında, fakat iğdiş edilerek ve bu yüzden güçsüz bırakılmış olarak). Bundan dolayı, bu vekil Devlet Komiteleri kocaman Halkın Ekonomisi Konseyleri ile birleşince gerçeğin ağır baskısına dayanamadılar. Bölgesel Halkın Ekonomisi Konseylerine gelince; ben kişisel olarak böyle organların, ne isimle olursa olsun, bölge yönetim kurulu adı altında var olabileceğini düşünüyordum. Bu organlar belli teşebüs grupları ile birleştirilmeliydi; tüketim maddeleri, metalürji, inşaat malzemeleri, gıda maddeleri ve diğerleri gibi. Böylece nüfusun önemli bölümünün ihtiyaçlarını karşılayabilirlerdi. İşletmelerin teritoryal işbirliğinde önemli bir rol oynardı, örneğin, makine parçalarının üretiminde, özellikle kara ulaşımında, bu da bölge yönetim kurulları ve Sovyetlerin yetkisi altında olurdu. Bunlar karlı teşşebüsler olmalıydı ve nüfusun, her şeyden de önemlisi, işçilerin yaşam koşullarını yükseltebilmeliydi.

Kruşçev, burada, yine Halk Ekonomisi Konseyleri sorununda iyi bir fikri mahvetti. Ancak Kruşçev'in kendi 'buldum' egosu için olmasaydı, uygun olarak organize edilseydi faydası olabilirdi.

Referandum yapıldı ve öneriler kabul edildi, fakat hiçbir istikrar göstermedi.

Buradaki amaç taraf elde edinmek veya bakanlık kadrolarını ve onların bölge organlarının etkisini kırmak veya Troçkist tabirle; sarsmak, ve 'güvenilmezlerin' ve yeni liderliğe sadık olmayanların yerine, kendi kadrolarını, geçirmek olduğu sanılabilir. Bunun istenilen bir sonuç yarattığı şüpheli, fakat bu 'büyük' Kruşçevci yeniden örgütlenme kesinlikle çok büyük bir zarar verdi.

Özellikle saçma ve Parti'nin kuruluş prensiplerine tamamen ters düşen, Kruşçev'in insiyatifiyle örgütlenen, partinin eyaletlere ait organlarının endüstriyel ve idari olarak bölünmesiydi. Bu yeniliğin verdiği zarar açıktır ve hiçbir ispat gerektirmiyor.

Çok iyi biliniyor ki en önemli sorun hayvancılık sorunuydu. XX. Kongre'den önce MK Plenumu'nda ve XX. Kongre’de bu sorun ciddi olarak tartışıldı. MK raporunda bu soruna yüzeysel yaklaşıma karşı ikaz vardı.

Fakat Kongre’den sonra, herhangi esaslı bir şey kazanamayınca, Kruşçev Kongre’nin direktiflerini önemli bir derecede değiştirdi. Bu değişiklikler, ciddi tartışmalara ve karara varmak niyetinde ciddi önerilere dayanarak yapılmadı; fakat yine 1957 yazında bir Tarımsal Serginin açılış vesilesi toplantısı sırasında yapıldı.

Prezidyum'a, MK'ne veya Bakanlıklara bildirmeden: Kruşçev, kendi meslektaşlarından hiç kimseye danışmadan dahi (açık ki, herkesi şaşırtmaktı niyeti), bütün Prezidyum üyelerinin varlığında Parti ve Devletin yeni ana görevini ilan etti. 'Biz, ana görevimizi hayvancılık alanında kararlaştırdık' diye ilan etti. 'Amacımız ABD'yi 1960'larda hayvancılıkta yakalamak ve geçmektir'. Bu cazip amacını ilan ederken hiçbir değerlendirme yapmamıştı çünkü zaten böyle bir değerlendirmeye sahip değildi. 'Biz bu görevi yerine getirebiliriz ve getirmeliyiz. Partinin bütünü, halk ve kolektif çiftlikleri (kolhozlar) bu görevi üstlenmeli ve bu amaca ulaşmalıdır' diye konuşmasını bitirdi.

Bu sadece bir toplantıda yapılmış bir beyandı, ayrıntılı araştırılmış bir plan değildi, hiçbir zaman hiçbir forumda -ne MK Prezidyum'unda ne de Bakanlıklarda tartışılmamıştı. MK Prezidyum'unun bütün üyeleri Kruşçev'in bu yeni ve çok sübjektif kaba oyunundan çok rahatsız oldular.

Gelenekleri bozarak, Prezidyum üyeleri toplantı sonrası akşam yemeğine katılmadılar ve evlerine gittiler. Böylece 'Büyük fikri' bize getiren Kruşçev utandı. Prezidyum'un bir sonraki toplantısı bu konuyu tartışmak için toplandı. Prezidyum üyeleri Kruşçev'e, kendisi tarafından belirlenmiş bu hedefi gerçekleştirme olanaklarını sağlayan hesap ve ölçümleri Prezidyum'a sunmasını istediler.

Kruşçev hatasını kabul ederek beyanını savundu fakat hiçbir değerlendirme sunmadı.

Prezidyum Gosplan’a bu değerlendirmeyi yapma görevini verdi ve bu görevin (hayvancılıkta ABD’yi yakalama ve geçme) tamamlanması için gereken zaman cetvelini Prezidyum’a sunmasını istedi.

Gosplan haftalarca hesaplamalar yaptı ve sonunda MK Prezidyum toplantılarının birinde ABD'yi çiftlik hayvanlarında ancak 1970-1972'de yakalama olanağıyla ilgili buldukları sonuçları sundular, bu Kruşçev'in söz ettiği zaman diliminden 10 yıl daha fazla olan bir süreydi.

Toplantıda ateşli tartışmalar oldu. Kruşçev Gosplan'ı tutucu olmakla suçladı, çok kızgınca küçük yumruğunu havaya kaldırırdı fakat Gosplan'ın çıkarmış olduğu ölçümleri çürütemedi.

Prezidyum üyeleri Gosplan tarafından sunulan önerileri kabul etmeye oldukça eğilimliydiler fakat Politbüro’da Gosplan'ın planı daha da geliştirmesi kararlaştırıldı. Aynı zamanda, Tarım Bakanlığı ve MK aygıtları ilgili teritoryal bölgelerde hayvancılık gelişiminin hızlandırılmasını gözleme görevini üstlendiler. Maalesef, Gosplan'ın değerlendirmeleri son derece yanlış çıktı. Hayvancılığın, tarımın en geri kalmış sektörü olduğu görüldü. Öyle anlaşılıyor ki, bütün suç Kruşçev'e yüklenemez fakat Kruşçev'in maceraperestliği burada açıkça görülüyor.

Ekonomiye ilişkin mesele ve durumlarla birlikte 'mevki yakalamanın' yanı sıra Kruşçev 'demokrat' ve 'kültürlü' bir insan halesi kazanmanın doğal olduğunu düşünüyordu. Aynı zamanda edebiyat ve sanatla da uğraşmaya başladı. Başarısı, 1957 olaylarından önceki, konuşmalarının biriyle değerlendirilebilir.

MK ve Bakanlar Kurulu, yazarlar ve sanatçılar, hükümet ve Prezidyum üyeleri için banliyölerdeki devlet dinlenme evlerinden birinde bir yemekli açık hava partisi düzenledi.

Yemekten önce belli bir süre atmosfer canlılığını devam ettirdi. Daha sonra manzaranın asıl bölümü başladı: Kruşçev konuşmaya başladı..... Her ne kadar, konuşma daha sonra basında oldukça iyi yayınlanmış olsa da, bunlar sadece 'notlardı', kimse yemek masasında herhangi stegnografik notlar tutmadı. (stegnografik notlar tutulması gerekseydi, söylenen her şeyi not tutmayı isteyecek bayan bir stegnografist zor bulacaktık). Normal koşullar altında Kruşçev, yazılı bir metin olmadan konuştuğunda, konuşması daima mantıklı olmazdı ve tabii ki ifade ediş şekli de. Ve burası sıradan bir platform değildi, ve masalar özel olarak 'ısmarlanmış' ve canlandırıcı içkilerle dolu Çin porselenleriyle dekore edilmişti. Kruşçev’in kafası ve diliyle masadaki tüm bu melez bileşimle ne tür kültürel ‘meyveler’ elde edileceği tahmin edilebilinir. Bu eşsiz bir ‘hatiplik sanatı cevheriydi’.

Konuşmasının tamamını burada anlatmayacağım fakat sadece hafızamda neyin iz bıraktığından bahsedeceğim.

İlk olarak, Kruşçev sanatçıların ve yazarların yararına, Parti'nin XX.Kongresi'nde Stalin'in putlaştırılması hakkında söylemiş olduğu bir çok şeyi 'çiğnemeye' kalkıştı, sadece bir fark vardı, Kongre'de kağıttan okudu ve burada kendisi ifade ediyordu ve bundan dolayı daha çok ‘ince’ görünüyordu.

Burada ifade edilen ‘ateşli’ noktalar dinleyiciler tarafından sevilen bir yemek olarak yendiği söylenmeli, öyle ki Kruşçev'i edebiyat Laureate’i yapmaya dahi hazırlardı. Kruşçev'in, MK üyelerinin ve özellikle Molotov'un kusurlarını vurguladığını hatırlıyorum, özellikle Rus edebiyatını ve sanatını bastırmada. Yazar Sbolev neredeyse yanılgı sınırına kadar vardı. Fakat çoğunluk için -orada bulunan ileri parti kadrolarından bahsetmiyorum- bütün bunlar sadece utanç yaratmadı fakat hayal kırıklığı da yarattı.

Kruşçev'in, partili olmayan entelektüellerin ortasında, MK Prezidyum üyesi, Molotov'a saldırısı olağanüstü bir olaydı ve çok daha derin bir amacı vardı. 'Ayık olanın aklından geçeni, sarhoş söze döker' lafı bunu iyi açıklıyor.

Gösterisindeki bir sonraki rolü özellikle seçilmiş bazı yazarlara yöneltilen eleştiriydi. Ölçüsüz saldırısının hedefinin iki kadın yazar olduğunu hatırlıyorum: Marietta Shaginian ve şair Aligar. Eleştirisinin içeriğini yazmayacağım fakat herhalde, edebiyat ve sanat alanında Parti'nin Leninist konumunu savunmak değildi kesinlikle. Shaginian ve Aligar, her ikisi de sonradan Kruşçev'in söylediklerini yalanlayarak cesurca ve mantıklı konuştular. Biraz tombul ve güzel Aligar'ın herkes içinde Kruşçev'e dönerek ilk söylediği; 'Gördünüz mü? benim işte, korkunç Aligar' sözlerinin gülücükler yarattığını hatırlıyorum. Kruşçev sırdaşlarının, Kruşçev'in konuşmasını taraf tutarak karakterize etme girişimlerine rağmen, orada bulunanlar arasında birlik yerine -tabii ki tepede yaşanan kavgadan zevk alanlar dışında- dinleyiciler arasında karışıklık yarattı. Bu sadece orada bulunanların hissettikleri değildi fakat Sovyetler Birliği tarafından 'suçlanan' bu yeni keşfedilmiş aydınlar sınıfı 'savunucusundan' da açıkça duymuşlardı. Ancak, orada tereddüt eden önemli bir kısım aydınlar arasında dahi, kültürlü bir Rus entelektüeli olarak dikkate aldıkları Molotov'a saldırı onları şaşırttı ve utandırdı. Uydurmaya çalışsa da, bunun güvenilmez bir ittifak olduğunu düşünüyorlardı, her şeye rağmen 'yeni Lider' koruyucumuz olmak için çok çaba harcıyordu.

Toplantıya katılan aydınların en seçkinlerinin bazıları kafaları karışmış, bazıları da sinirli bir şekilde ayrıldılar.

Bu yolla, yeni doğan ‘diyalektik’i Kruşçev elverişli bir olaydan olumsuz bir duruma çevirdi. Fakat anı zamanda Prsıdıum içersinde yeni tartışmaların çıkmasına da sebep oldu.

Eğer bu olaydan önce Kruşçev Merkez Komitesi Presidyumunun büyük çoğunluğunun desteğine bağlı olsaydı, Presidyum üyelerinden birine yönelik bu saldırgan konuşmasından sonra, doğrudan doğruya şu söylenebilir, Presidyum üyelerinin büyük çoğunluğu Kruşçevle olan ilişkilerine ve onun liderlik metodlarına daha eleştirisel bir yaklaşıma girdiler.

Kruşçevin basit anlayışına göre MK sekretaryasının onun kalesi olması yeterliydi, başka neye ihtiyacı olabilirdi?

Bir süre Parti ve Merkez Komitesi birliğinin devamı adına tolerans gösteren MK Presidyum üyelerinin çoğu, böylesi siyasi hatalara ve bu tür liderliklerinin işlevliğine daha fazla müsamaha göstermenin olanaksızlılığını, Kruşçevin MK genel sekreterliği için yetersiz olduğunu ve çokta uygun olmadığını ve er ya da geç Kruşçev’in görevden alınması için MK’ya baskı yapılacağını sonunda anladılar. Bu nedenle yapılması gereken ne kadar erken yapılırsa o kadar hayırlı olacaktı.

Kruşçev’in Presidyum üyeleriyle olan ilişkisi bu noktadan sonra gerginleşmeye başladı. Kruşçev toplantı süresince çalışma arkadaşlarının konuşmalarına kabaca müdahale etti. Ben daha önce Molotov ve Malenkov hakkında konuşmuştum fakat bu aynı zamanda Voroshilov, ben- Kaganoviç ve diğerlerini de ilgilendiriyordu. Buna rağmen şunu öncelikle söylemeliyim ki, Kruşçev bana karşı sertleşti. Bundan da öte, 1955’de neredeyse ayrılmak üzereyken (!) Kaganoviç’in Ekim Devrimi’nin 36. yıl dönümü üzerine hazırlanan raporu okuması için Kaganoviç’I görevlendirdiğini açıkladı.(!)

1956 yılında 20. Kongre gündemi hakkında konuşmak için beni aradı. Bana şunları söyledi: Molotov Parti Programını 20. Kongre gündemine dahil etmek istiyor. Açıkça, Molotov, bu konu üzerine hazırlanan raporu okuyacak olanaın kendisi olacağını düşünüyor. Ancak, eğer parti programı Kongre gündemine alınacaksa, bunu okuma işiyle görevlendirilecek kişi ben olmalıyım, çünkü 19. Kongre’den önce bile bu konuyla ilgilenen kişi sendin.

Bu gerçekler, 1957 Plenumu’nda dile getirilen, benim ve geniş ‘grubun’ MK genel sekreteri olduğundan bu yana Kruşçev’e karşı olduğumuz iddialarını çürütmektedir. Tersine, Kruşçev, beni daha önce bahsi geçen olayla ilişkilendirirken, çok önemli konularda, örneğin Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı Bardin’in, Presidyum’dan Teknik Gelişim Yılı ile bağlantılı olarak organize edilecek bazı etkinlikler için kaynak istediğinde ve ben bu talebi desteklediğimde, bana çok kabaca yaklaşmıştı. Kruşçev bana bağırmaya başladı: ‘Tabi, burada bir milyonerimiz var, milyonların var senin. Onu destekliyorsun, çünkü o senin arkadaşın’. Pek tabiki Burdon’u 1916 dan beri, Yuzovsk’da çalışmamızla ilgili bir kurstan, ve Ağır Sanayi Bakanlığından (Narkomtiazhprom) tanıyordum fakat özel bir arkadaşlık yoktu aramızda. Ben sadece teknik bir gelişime katkıda bulunacak iyi bir fikri desteklemiştim.

Kruşçev, teknik gelişimi sözde desdeklerken, kendisiyle çelişkiye düştü ve Bilimler Akademisinin talebini reddetti. Onun öfkesi, Plenumun Bilimler Akademisi’nin talebini kabul etmesiyle daha da artacaktı.

Diğer örnek: 1955’de MK, Emek (Labour) ve Ücret konusunda çalışma yürütecek bir komite kurulmasına karar verdi. Komite başkanlığı görevi için iki aday -Shvernik ve Kaganoviç- öne sürüldü. Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcılığını yapan Kaganoviç, bu komiteninde başkanlığını da yapması için seçildi. Sendikal hareket içindeki bir emektar olarak bunu ben de uygun buldum.

İlk işlerden birisi, emeklilik ile ilgili yeni bir kanun üzerine çalışmaktı. Bu çalışmaya ben de katıldım ve bununla ilgili ilk taslak çalışmamı komiteye sundum. Presidyum’da yapılan tartışmalar sırasında Kruşçev beni emekliliği O’na göre çok fazla geniş tuttuğum için kınadı. Maliye Bakanlığı’ndan gelecek itirazları bekliyordum, ancak kendisini her an insancıl ve işçilerin sevgilisi olarak gösteren Kruşçevden böylesi bir saldırıya maruz kalacağımı beklemiyordum.

Kruşçev’e, ondan tasarıya karşı geleceğini kendi adıma beklemediğimi söyledim. Devlet’in çıkarları adına itirazını haklı göstermek için devletin böylesine ağır bir yükü kaldıramayacağını söyledi. Ona şunu söylediğimden öfkesi daha da arttı: ‘Sen Devlet değilsin. Devlet emeklileri için gerekli kaynakları bulur, mesela birisi verimsiz harcamalara ayrılan para kaynaklarını azaltır’. Presidyum’un Bulganin başkanlığı altında kurduğu komite bazı düzeltmeler yaptıktan sonra hazırlamış olduğum taslağı kabul etti. Bu taslağı konu alan bir raporu Bulganin Yüksek Sovyet oturumuna verdi. İşte tekrar; Kruşçev kendisiyle çelişti.

Kruşçev’in, Presidyum’un diğer üyelerine karşı saldırılarına daha bir çok örnek verebilirim burada. Presidyum’un gayet yetenekli, iyi ve sadık üyeleri, örneğin Pervukhin ve Saburov, Kruşçevin ‘yaratıcılığı’ sayesinde kendisi tarafından bilinen ve bilinmeyen -doğrusu ikincisi daha çokçaydı- sorularla abartılmış teşhiri ile aşırı derecede usandırtıldılar, yılgınlaştırıldılar.

Kişisel engellemeler sebebinden ziyade, objektif koşulları değerlendirmeyen ve bu nedenle çok önemli konularda takındığı yanlış tutumlar yüzünden Ukranyaca da söylendiği gibi sabır tuzla buz oldu.

Ve, Haziran ayının ikinci yarısında toplanan Presidyum toplantılarından birinde MK Presidyum üyelerinin memnuniyetsizliği açıkça zikredildi.

Bu toplantıda gündemde hasat ve hububat toplama hazırlıkları sorununun olduğunu anımsıyorum. Kruşçev, tüm MK Presidyum’unun 250. yıl dönümü sebebiyle Leningrad’ı ziyaret edilmesinin toplantının gündem maddesi olarak ele alınmasını önerdi. Hububat toplama konusundaki tartışmalardan sonra ilk itirazlar Voroşilov’dan geldi. Niçin tüm Presidyum üyeleri gitsin, onların ilgilenmeleri gereken başka işleri yokmu? diye sordu. Ben de Voroşilov’un kaygılarına katıldım ve hasat ve hububat toplama hazırlıkları ile ilgili yapmamız gereken bir çok işin olduğunu söyledim. Büyük bir olasılıkla Presidyum’un bir çok üyesi farklı yerlere, Kruşçev kendiside yapılması gereken bir çok işin olduğu henüz istimlak edilmemiş arazilere gidebilirdi. Leningrad halkına derin bir saygı beslediğimizi ve sadece bazı Presidyum üyelerinin şehri ziyaret etmesinin Leningrad halkını üzmeyeceğini söyledim. Bu tür itirazlar Malenkov, Molotov, Bulganin ve Saburov’dan da geldi. Sonra Kruşçev ayağa kalktı ve Presidyum’un bir üyesinden diğerine kavga edercesine azarladı (!). Tamamen kendinden geçmişti, hızlı manevralarda gayet hünerli olan Mikoyen bile Kruşçevi sakinleştirmek zorunda kaldı. Bu anda Presidyum üyeleri ayağa kalktılar ve toplantının bu şekilde devam edemeyeceğini söylediler ve her şeyden evvel Kruşçev’in tavırlarının tartışılması gerektiğini söylediler.

Bu toplantının başkanlığının Bulganin’e verilmesi önerisi yapıldı. Önerge, Presidyum’un büyük çoğunluğunca kabul edildi. Bu kesinlikle önceden hazırlanmış bir komplo değildi.

Bulganin başkanlığı devraldıktan sonra ilk sözü alan Malenkov oldu. ‘Biliyorsunuz yoldaşlar, Kruşçev’i desdekledik. Ben ve yoldaş Bulganin, Kruşçev’in MK Genel Sekreteri seçilmesi için önerge verdik. Fakat, şimdi anlıyorumki hata yaptık. MK’nın önderi olma yeteneğine sahip olmadığını gösterdi. İşinde hata üstüne hata yapıyor, ukelalaştı. Özellikle 20. Kongre’den sonra, MK üyelerine davranışları müsamaha edilemeyecek hale geldi. Kendisini devlet organlarının yerine geçiyor ve Bakanlar Kurulu’nun yerini alarak direk emirler veriyor. Bu Sovyet organlarının denetlenmesi değildir. MK Genel Sekreteri olarak Kruşçev’i sorumluluklarını kısıtlama kararı almamız gerekiyor.’

Bu, Malenkov ve diğer yoldaşların konuşmalarının çok kısa bir tasviridir.

Malenkov’dan sonra sözü Yoldaş Voroşilov aldı. Voroşilov, Kruşçevin MK genel sekreteri seçilmesi için gönüllü olarak oy verdiğini ve daha sonra günlük çalışma içinde de kendisine tam bir desdek verdiğini ancak Kruşçevin hata yapmaya başladığını söyledi. ‘Kruşçev’in MK Genel Sekreterliği sorumlulularının kısıtlanması gerekliliği sonucuna vardım. Yoldaşlar, artık O2nunla çalışmak imkansız bir hale gelmiştir’. Voroşilov, Kruşçevin ona ne zaman ve nasıl bağırdığı, saldırgan ve hatta kabaca davrandığını anlattı. ‘Artık buna tahammül edemeyiz. İzninizle karar verelim’ diye noktaladı konuşmasını.

Voroşilov’dan sonra Kaganoviç konuştu. ‘Ele alınan mesele zor ve acı verici. Kruşçev’in MK genel sekreterliğine önerenler arasında ben yoktum, çünkü Kruşçev’i artı ve eksi yönleriyle uzun zamandır tanıyorum. Fakat, sorumluluk çalışma içerisinde bir liderin olgunlaşmasını zorunlu kılar düşüncesiyle önergeye oy verdim. Kruşçev’i alçak gönüllü ve azimli bir öğrenci olarak bilirdim. O büyüdü ve Cumhuriyetin, taşra ve Birlik düzeyinde MK’nı kollektif sekretaryasının MK sekreteri olarak liderlik yapabilecek duruma geldi.

‘Genel Sekreter seçildikten sonra, bir süre pozitif özelliklerini gösterdi daha sonra hem parti ödevleri kararlarında hem de halkla olan ilişkilerinde, negatif özellikleri günden güne bunu örtmeye başladı. Diğer yoldaşlar gibi onun yaptığı iyi işler hakkında konuştuk ve Kruşçev’in kişisel ve gönüllü yaklaşımının çok belirgin olduğu ulusal ekonominin planlaması, parti ve devlet önderliği, ve denetleme konularında yaptığı hatalara dikkat çektik. Bu nedenle, Kruşçevin MK Genel Sekreterliği sorumluluklarının kısıtlanması önerisini desdekliyorum. Bu, kesinlikle onun parti liderliğinin bir parçası olmayacağı anlamına gelmez. Sanırım, Kruşçev bundan ders alır ve çalışmalarını daha da artırır.’

Ancak, Kruşçev’in eleştirilmesi gereken davranişlarının diğer bir yanı da var. Kruşçev, şimdi kanıtlandığı üzere, MK Sekretaryası içerisinde kendi fraksiyonunu oluşturryordu. Presidyum’un ve Presidyum üyelerinin saygınlığını sistemli olarak yok ediyordu. Presidyum üyelerini yalnızca Presidyum içersinde eleştirmedi -ki bu tamamen anlaşılabilir ve gerekli bir tutumdu- fakat bunun yanı sıra saldırılarını MK Sekretaryası içersinde, MK Plenumları içinde Partinin en yüksek organı olan Presidyum’a yöneltiyordu. Kruşçev’in bu aktiviteleri gerçekte O’nun yersiz davranışlarına tolerans göstermiş olan Presidyum’un birliğine zarar verdi. Bir araya gelmesi gereken MK Plenum’unda bunların rapor edilmesi gerekir. Önemli bir şey daha eklemek istiyorum, ki bu bana göre bir gerçektir. Presidyum toplantılarından birinde Kruşçev şunu söyledi. ‘Zinoviev, Kamenev ve diğer Troçkistlerin davalarının yeniden ele alınması gerekir’. Ben de orada ‘bırak başkasının ineği böğürsün, seninki sessiz kalmalı’. Kruşçev o anda patladı ve bağırmaya başladı, ‘Ne ima ediyorsun, bıktım artık tüm bunlardan’.

O zaman, Presidyum da ne ima ettiğimi açıkça söylemedim, fakat şimdi açıklayayım. Kruşçen 1923-1924 yılları arasında Troçkistti. 1925’de görüşlerini tekrar gözden geçirdi ve günah çıkardı. 1925 yılında Donbass’da Kruşçevi yakinen tanıma fırsatı buldum. O zaman onu sağlam bir Leninist, SBKP MK çizgisinin takipçisi olarak gördüm. Kruşçev’in işi ilk olarak Ukranya MK sekreterliğii, daha sonra da politik kariyerinin yükselmesinde en önemli etken olan, parti örgütlerinden sorumlu kadroların SBKP MK sekreterliğiydi. İşçi sınıfı saflarından gelmiş yetenekli bir parti işçisi olarak ona değer verdim. Değer verdim, çünkü Parti’nin ve MK’nın geçmişte hata yapmış ancak bunun üstesinden gelmiş, yetkinleşmiş insanları engellemeyeceğini düşündüm.

Moskova Konferansı’nda Kruşçev’in sekreterlik görevine seçldiği zaman bunu Stalin’e de anlattım. Kruşçevle birlikte Stalin ile görüştük. Stalin Kruşçev’in kendisi hakkında Konferans’da konuşma yapmasını önerdi. Kaganoviç MK’nın konu hakkında bilgisi olduğunu ve Kruşçev’e güvendiğini belirtti. Olay böyle gelişti. Geçmişte yapılan hatalar kesinlik mazur görülebilir ve sürekli gündeme getirilmez.

O zaman Kruşçev’e yapılan uyarıyla şu kastediliyordu; o iflah olmaz bir suçluydu. Ona eski günahlarını ve geçmişteki hatalarını tekrarlamamasını hatırlatıyorduk.

Kaganoviç’den sonra sözü Molotov aldı. Molotov ‘Beni provoke etmek için ne kadar çabalıdıysa da ona ilişkimizi daha da kötüleştirecek fırsatı vermedim. Fakat öyle görünüyorki, artık buna daha fazla tolerans gösterilemez. Kruşçev yanlızca kişisel ilişkileri yıpratmakla kalmadı, aynı zamanda bir bütün olarak devlet ve parti meseleleri ile ilgili çok önemli karar alımlarında Presidyum içersindeki ilişkileride gerginleştirdi’, dedi. Yoldaş Molotov yanlış olarak değerlendirdiği yönetimin yeniden yapılandırılması üzerine detaylica konuşdu. Ayrıca tarıma açılmamış topraklar üzerine varılan yanlış görüş üzerinde de konuşma yaptı. Doğru değildi. Doğru olan şuydu; Molotov 20-30 milyon hektarlık plansız, frenlenmemiş artışa karşıydı. Başlangıçta 10-20 milyon hektarlık bir alana konsantre olup, düzenli bir gelişme ve yüksek verim almak için gerekli düzenlemeler yapılması daha iyi olacaktı.

Molotov Yoldaş, kendisine yöneltilen, barış politikalarının önüne engel olma suçlamalarını da yalanladı ve bu önyargıya besbelliki genel olarak dış politikada atılan gerekli adımların haklı gösterilmesi için ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Yugoslavya karşısındaki tutumu dış politika konusuna değil, eleştirdiğimiz ve eleştirmeye devam edeceğimiz Yugoslavya’nın anti-parti ve anti-Sovyet tavrına bağlandı. Molotov konuşmasını ‘Genel Sekreter olarak Kruşçevle çalışmamız mümkün değildir. Ben Kruşçev’in MK Genel Sekreterliği sorumluluklarının kısıtlanması yanayım’ sözleriyle bitirdi.

Molotov’dan sonra söz alan Bulganin konuşmasına devlet organları işleyişlerinin kontrolünde uygulanan yanlış metodlar üzerine bilgi ve

Par allblog - Publié dans : allblog
Ecrire un commentaire - Voir les 0 commentaires

Calendrier

Février 2012
L M M J V S D
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29        
<< < > >>

Recherche

Créer un blog gratuit sur over-blog.com - Contact - C.G.U. - Rémunération en droits d'auteur - Signaler un abus